Belirli Gün Ve Haftalar

Belirli Gün ve HaftalarBelirli günler ve haftalarla ilgili ayrıntılı bir çalışmayı aşağıdaki linklerimizde bulabileceksiniz. Bu linkleri tıklayarak bu günlerin ne için kutlandığı, anlamı, gün ile iligili şiirler ve konuşma metinleri yer alacaktır.

... Haftası, Günü Ne Zamandı Acaba?

Aşağıdaki ayrıntılı listede ülkemizde bilinen tüm kurumlarla ilgili belirli gün ve haftalar tablo halinde yer almıştır...

 

Tüm Kuruluşların Belirli Gün ve Haftaları

 
TARİH
ADI
OCAK  
Ocak ayının ilk haftası Veremle Savaş Eğitimi Haftası
Ocak ayının 2. haftası Enerji Tasarrufu Haftası
10 Ocak Gazeteciler Günü
20-23 Ocak 2005 Kurban Bayramı
25 Ocak Dünya Cüzzam Günü
25 - 31 Ocak Cüzzam Haftası
26 Ocak Dünya Gümrük Günü
ŞUBAT  
19 Şubat Milli Eğitim Vakfı Kuruluş Günü
28 Şubat Sivil Savunma Günü
MART  
Mart ayının ilk haftası Girişimcilik Haftası
1 - 7 Mart Deprem Haftası
Mart ayının ilk haftası Yeşilay Haftası
15 - 21 Mart Tüketiciyi Koruma Haftası
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
8 - 14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası
12 Mart İstiklâl Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif ERSOY'u Anma Günü
14 Mart Tıp Bayramı
16 Mart Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıl Dönümü
18 Mart Çanakkale Zaferi
18 Mart Şehitler Günü
18 - 24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası
21 Mart Nevruz gününü içine alan hafta Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası
21 Mart Uluslararası Irk Ayırımı İle Mücadele Günü
21 - 26 Mart Orman Haftası
22 Mart Dünya Su Günü
23 Mart Dünya Meteoroloji Günü
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü
Mart ayının son pazartesi günü Kütüphaneler Haftası
Son Hafta Vergi Haftası
NİSAN  
1- 7 Nisan Kanserle Savaş Haftası
4 Nisan NATO Günü
5 Nisan Avukatlar Günü
7 Nisan Dünya Sağlık Günü
7 - 13 Nisan Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası
8 - 14 Nisan Sağlık Haftası
10 Nisan Polis Teşkikatı'nın Kuruluş Günü
14 Nisan Şehitler Haftası
15 - 22 Nisan Turizm Haftası
20 - 26 Nisan Kutlu Doğum Haftası
21- 28 Nisan Ebeler Haftası
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı (2.Site)
23 Nisan gününü içine alan hafta Dünya Kitap Günü
MAYIS  
28 Nisan - 4 Mayıs Kardeşlik Haftası
Mayıs Ayının İlk Haftası Bilişim Haftası
Mayıs Ayının İlk Haftası Trafik ve İlk Yardım Haftası
Mayıs Ayının II. Haftası Vakıflar Haftası
1 - 7 Mayıs Karayolu Güvenliği ve Trafik Haftası
4 - 10 Mayıs İş Güvenliği Haftası
5 Mayıs Avrupa Günü
6 Mayıs Hıdrellez
Mayıs ayının 2. Pazar günü Anneler Günü
10 Mayıs Danıştay ve İdari Yargı Haftası
10 - 16 Mayıs Engelliler Haftası
12 - 18 Mayıs Hemşireler Haftası
14 Mayıs Dünya Eczacılık Günü
15 Mayıs Hava Şehitlerini Anma Günü
15 Mayıs Uluslararası Aile Günü
15 Mayıs Tarihini İçine Alan Hafta Aile Haftası
18 - 24 Mayıs Müzeler Haftası
19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı
19 - 25 Mayıs Gençlik Haftası
25 Mayıs Etik Günü
29 Mayıs İstanbul'un Fethi
HAZİRAN  
5 Haziran Dünya Çevre Günü
Haziran Ayının 2. Haftası Çevre Koruma Haftası
3. Pazar Babalar Günü
26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı İle Mücadele Günü
TEMMUZ  
1 Temmuz Kabotaj ve Deniz Bayramı
10 Temmuz Dünya Nüfus Günü
24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı
AĞUSTOS  
26-30 Ağustos Zafer Haftası
30 Ağustos Zafer Bayramı
EYLÜL  
1 Eylül Dünya Barış Günü
19 Eylül Gaziler Günü
Eylül ayının 3. Haftası İlköğretim Haftası
25 Eylül - 1 Ekim Yangından Korunma Haftası (İtfaiyecilik Haftası)
26 Eylül Türk Dil Bayramı
27 Eylül Dünya Turizm Günü
EKİM  
1. Hafta Camiiler Haftası
Ekim ayının ilk Pazartesi Dünya Çocuk Günü
4 Ekim Hayvanları Koruma Günü
4 Ekim Dünya Mimarlık Günü
5 Ekim Uluslararası Öğretmenler Günü
8 Ekim -12 Ekim Ahilik Kültür Haftası
13 Ekim Ankara'nın Başkent Oluşu
13 Ekim Dünya Konut Günü
14 Ekim Dünya Standartlar Günü
(Tüketiciyi Koruma Haftası)
16 Ekim Dünya Gıda Günü
Ekim ayının 3. haftası Standartlar Haftası
24 Ekim Birleşmiş Milletler Günü
29 Ekim - 4 Kasım Kızılay Haftası
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
31 Ekim Dünya Tasarruf Günü
KASIM  
29 Ekim - 4 Kasım Kızılay Haftası
1 - 7 Kasım Türk Harf Devrimi Haftası
2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası
3 -9 Kasım Organ Nakli Haftası
6 Kasım Dünya Şehircilik Günü
Kasım ayının 2. Pazartesi başlayan hafta Dünya Çocuk Kitapları Haftası
10 Kasım Atatürk'ün Ölüm Günü
12 Kasım Afet Eğitimi Hazırlık Günü
10 - 16 Kasım Atatürk Haftası
16 Kasım UNESCO'nun Kuruluş Günü
20 Kasım Dünya Felsefe günü
20 Kasım Çocuk Hakları Günü
22 - 27 Kasım Ağız ve Diş Sağlığı Haftası
24 Kasım Öğretmenler Günü Site1 Site2
3 - 5 Kasım 2005 Ramazan Bayramı
ARALIK  
1 Aralık Dünya AIDS Günü
2 - 9 Aralık Mevlana Haftası
3 Aralık Dünya Özürlüler Günü
5 Aralık Kadın Hakları Günü
3 - 9 Aralık Vakıf Haftası
10 Aralık gününü içine alan hafta İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası
4 Aralık Dünya Madenciler Günü
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
12 - 18 Aralık Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası
21 Aralık Dünya Kooperatifcilik Günü
27 Aralık Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi

 

Ocak Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

1 Ocak Yılbaşı (Miladi Takvime Göre)

Enerji Tasarrufu Haftası 4-10 Ocak

ENERJİ TASARRUFU HAFTASI

Enerjinin insan hareketinde, insanın günlük yaşantısında çok büyük bir yer tuttuğu muhakkaktır. Bu önemli ihtiyacın bilinçsiz kullanılması, insan geleceğine bir çok olumsuz etkiyi de beraberinde getirecektir. Enerjinin gereği kadar ve bilinçli olarak kullanılmasını sağlamak için her yıl 11 – 18 Ocak tarihleri arasında Enerji Tasarrufu Haftası kutlanır.

Hafta içinde, bütün yurtta enerji tasarrufu ile ilgili toplantı ve açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda enerji tasarrufunu işleyen programlar yayınlanır. Okullarımızda enerjide tutumlu olmanın önemi anlatılır. Alınması gereken önlemler belirtilir. Öğrenciler arasında enerji tutumu ile ilgili afiş, karikatür, resim ve kompozisyon yarışmaları düzenlenir. Bu yarışmalarda derece alanlara ödülleri dağıtılır. Bu çalışmaların amacı, enerjinin iyi kullanımını sağlamaktır.

Günümüzde enerjinin önemi gittikçe artıyor. Enerji iş görebilme, iş yapabilme gücüdür. İki tür enerji vardır. Durum enerjisi ve Hareket Enerjisi. Durum enerjisi cisimlerin durumu nedeniyle sahip olduğu enerjidir. Cismin hareketi sırasında oluşan enerjiye de hareket enerjisi denir.

Evde, işyerinde, toplum yaşamının her alanında makineler kullanılır. Makineler insanların işlerini kolaylaştırır. Az emekle kısa sürede büyük işler görülmesini sağlar.
 

Evimizdeki buzdolabı, elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi annemizin işlerini kolaylaştırır. Traktör çiftçilerin az zamanda çok iş yapmalarını sağlar. Kullandığımız araç ve gereçlerin, giyeceklerimizin çoğu fabrikalarda, makinelerle üretilir. Bütün makineler enerji ile çalışır. Makinelerden düzenli ve sürekli olarak yararlanabilmek için enerjiyi tutumlu kullanmak zorundayız.

Başlıca enerji kaynaklarımız; elektrik, su, güneş, kömür ve petroldür. Bu enerji kaynaklarından elektriği kendimiz üretiyoruz. Güneş ışığından ve sularımızdan doğal enerji olarak yararlanıyoruz.

 Yalnız petrol ülkemizde yeterince çıkmadığı için petrolün yarısını dışarıdan alıyoruz. Son yıllarda kömür rezervlerimizin azalması sebebi ile onu da dışarıdan ithal etmeye başladık. Bütün bu enerji alımları, ekonomimiz için ağır bir yüktür. Dış satım gelirimizin büyük bir bölümü petrol alımına harcanıyor. Ulusal ekonomimizin düzelmesi için enerjiyi tutumlu kullanmak zorundayız. Enerjinin yetersizliği, üretimin düşmesini, yurt ekonomisini ve günlük yaşantımızı etkilemektedir.
 

Enerjide tutum, sınırlı enerji kaynağının en verimli biçimde kullanımıdır. Gereksiz enerji tüketiminin ve kayıplarının azaltılmasıdır. Enerjide tutum aynı işi daha az enerji ile yapmaktır. Enerji Tutum Haftası içinde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım. Evimizde boşa yanan lambaları söndürmeyi unutmayalım. Bozuk musluklarımızı onaralım. Suyumuzun boşa akmasını önleyelim, izlemediğimiz program süresince televizyonu ve radyoyu kapatalım. Kışın pencere yalıtımlarına daha çok özen gösterelim. Enerji tasarrufu konusunda öğrendiklerimizi, dinlediklerimizi ömür boyu uygulayalım.

Gazeteciler Günü - 10 Ocak

1961 yılında gazetecilerin çalışma haklarında önemli iyileştirmeler getiren 212 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesi üzerine, 9 gazete sahibi, yasayı protesto etmek için 3 gün boyunca gazeteleri yayımlamama kararı aldılar. Bu gelişme karşısında, gazeteciler 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak amacıyla Sendika binası önünde toplanarak Vilayet'e kadar bir yürüyüş yaptılar. Gazeteciler, patronların boykot kararı karşısında ise Sendika'nın öncülüğünde, BASIN adıyla kendi gazetelerini 11–12–13 Ocak 1961 tarihlerinde yayımladılar.

O tarihten sonra 10 Ocak, "Çalışan Gazeteciler Bayramı" olarak kutlandı. 1971 yılındaki 12 Mart müdahalesinden sonra ise çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak 10 Ocak, "Bayram" olmaktan çıkarıldı ve "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak anılmaya başladı.

Basın deyince, gazeteler, televizyonlar, radyolar, dergiler ve yazılı haber bültenleri aklımıza gelir değil mi? organları olmasaydı Edirne'deki veya Kars'taki bir olaydan nasıl haberimiz olabilirdi? Hatta "Dünya Kupası" maçlarını anında izleyebilir miydik? Peki, ülkemizden binlerce kilometre uzakta olan Avustralya'daki veya Almanya'daki bir olaydan hiç haberdar olabilir miydik?

Dünya'da ve ülkemizde yaşanan olaylardan basın-yayın organları aracılığıyla çok kısa bir süre sonra haberdar oluruz.

Gazeteciler Günüyle, basın organlarının yayın yapma ve halka bağımsızca haber verme özelliğine dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır.

Veremle Savaş Eğitim Haftası 4-10 Ocak

VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI
 İnsanların sağlığı için en tehlikeli hastalıklardan biri de veremdir. Verem hastalığına halk arasında ince hastalık, tıp dilinde tüberküloz denir. Bulaşıcı bir hastalık olan verem mikrobunu Robert Koch adında bir Alman doktoru bulmuştur. Onun için verem mikrobuna Koch Basili denir.

Bu mikrop insan vücuduna solunum ve sindirim yoluyla girer. Çabuk fark edilip önlem alınmazsa vücudu kemirir, zayıflatır. Ölüme neden olur.
 

Mikroplar hangi organa yerleşirse hastalık o organın adı ile anılır. Akciğer veremi, kemik veremi, gırtlak veremi, deri veremi, ilik veremi.. gibi.

Verem, insandan insana, hayvandan insana geçer. En yaygın olanı akciğer veremidir. Tıp bilimi ilerledikçe verem mikrobunu yok edici ilaçlar yapıldı. İnsanları bu hastalıktan korumak için aşılar bulundu. Verem aşısına B.C.G. aşısı denir.

 Verem aşısı ülkemizde ilk kez 22 Aralık 1952 tarihinde yapılmaya başlanmıştır. Bu aşıyı sağlık kuruluşlarında bütün insanlar ücretsiz olarak yaptırabilir. Zaman zaman kent, kasaba ve köylerde B.C.G. aşı kampanyaları açılır, aşı yapılır. Bu aşı okullarda öğrencilere de uygulanır.
 

B.C.G. aşısı yapıldığında verem mikropları vücudumuza girse de bizi hasta etmezler. Son yıllarda verem hastalığı ile yapılan savaş başarıya ulaşmış, hastalık önemli ölçüde azalmıştır.

Yurdumuzda veremle savaşmak, kişilerin vereme yakalanmasını önlemek, hasta olanları sağlığa kavuşturmak amacı ile Verem Savaş Dernekleri kurulmuştur..verem Savaş Dernekleri; halkı verem tehlikesine karşı uyarır. Onları bu konuda aydınlatır. Hastalanmamak içi neler yapılması, nelerin yapılmaması konusunda bilgi verir.

Veremli hastaların sanatoryum denilen verem hastanelerinde iyileştirilmelerini sağlar. Ayrıca zayıf yapılı, kolaylıkla vereme yakalanabilir kişilerin prevantoryum denilen dinlenme yerlerinde bakımlarına yardımcı olur.

VEREMDEN KORUNMAK İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER

Havasız yerlerde kalmamalıyız.
Dengeli beslenmeliyiz.
B.C.G. verem aşısını yaptırmalıyız.
Veremli hastaların eşyalarını kullanmamalıyız.
Veremli hastanın tabağından yemek yememeli, bardağından su içmemeli, kaşık ve çatallarını kullanmamalıyız.
Öksüren, hapşıran insanlardan uzak durmalıyız.
Açık ve temiz havada dolaşmalıyız.

VEREM HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Geceleri terleme ve hafif ateşlenme,
Kesik kesik öksürükler,
Halsizlik ve devamlı yorgunluk hali.
İsteksizlik
İnsan vücudunda zayıflama belirir. Zayıflama ilk iki ay içerisinde yavaş, sonraki aylarda daha hızlı görülür.

VEREM AŞISINI BULAN (Robert Koch)

Robert Koch 1843 Aralığında Orta Almanya’nın bir köyünde doğdu. Bu dağ köyünde çocuklar oyun oynamak için kalabalık gruplar meydana getirirlerdi. Bir madencinin oğlu olan Koch da bunlarda biriydi, fakat bu çocuk bütün arkadaşları gibi gruplar içinde oynamanın yanı sıra sık sık yalnız başına kalıp çevresini incelemekten çok hoşlanırdı. Robert Koch çiçeklerin, böceklerin adlarını öğreniyor, kelebekleri inceliyor ve bu hayvanları hareket ettiren gücü araştırıyordu. Bir hamam böceği nefes alıp verebiliyor muydu ? Yüreği var mıydı ? Küçük Koch gelecekte bunları öğrenmeyi kafasına koymuştu.

İlk, orta öğrenimini başarıyla tamamladıktan sonra Tıp Fakültesine yazıldı. Ciddiliği ve çalışmasıyla dikkati çekiyor, eğlenceye hiç zaman ayırmayarak durmadan okuyor ve sistemli bir şekilde araştırıyordu. 1862’de Tıp Fakültesini başarıyla bitirerek Hamburg Hastanesi doktor yardımcılıklarından birine atandı.

Sabırlı, çalışkan bir kişi olan Doktor Koch, çevresindeki insanların kendisine üstün bir değer verdiklerini görüyor ve bu saygıyı kötüye kullanmayarak tükenmez bir çabayla araştırmalarına devam ediyordu. İnsanların hastalıkların pençesine düşmelerinden, birden bire sararıp solarak mum gibi eriyip gitmelerinden hayrete düşüyor, bunun nedenlerini öğrenmek istiyordu.

Bu soruların cevaplarının laboratuarındaki mikroskopta gizli olduğunu biliyordu. 1880 yılında Berlin Sağlık Kurulu’na atandı. Bu atama onun araştırmalarını genişletmesine yaradı. Gerçekten de işe başladıktan iki yıl sonra verem hastalığıyla ilgili ilk önemli araştırması yayınlandı.

1882 yılında bir gece hasta bir akciğer parçacığının dokuları içinde boyama usulüyle kahverengine boyanmış bir çok canlının kıpırdadığını gördü. İşte bunlar insanların bela olan verem hastalığının mikrobuydu.

Bu önemli buluş bütün dünya bili alanında büyük bir ilgiyle karşılandı ve büyük yankılar uyandırdı. Bu arada bir çok bilgin ve doktorla birlikte Hindistan, Afrika ve Japonya’ya geziye çıkan Koch, uyku hastalığı, malarya, tifüs gibi hastalıklar üzerinde incelemeler yaptı. Kolera hastalığını meydana getiren vibrion basilini buldu. Bütün bu keşiflerinden ötürü de 1905 Nobel ödülünü kazandı.

Yaşadığı sürece tıp konusundaki araştırmalarıyla insanlığa hizmet eden, bir çok eser yayımlayan Dr. Koch, 67 yaşındayken 1910 yılında kalp yetersizliğinden öldü.

Şubat Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

Dünya Anadil Günü - 21 Şubat

21 Şubat, 2000 yılından bu yana BM'nin kararıyla Dünya Anadil Günü olarak kutlanmaktadır.21 Şubat'ın tarihsel bir anlamı var. BM'nin kararı bu tarihsel arka plana dayanıyor. Bu gün tarihsel anlamını, Bangledeş halkının anadili için verdiği mücadeleden alıyor. 21 Şubat 1952 yılında Bangladeş Dil Eylemleri Komitesi'nin çağrısına uyan Dakka Üniversitesi gençliğinin yaptığı eylemler insanlığın bilincinde yer etmiş ve bu mücadeleyi anmak için bugün Dünya Anadil Günü olarak kabul edilmiş.

Dünya Kanser Günü - 4 Şubat

Kanser Nedir?
Kanser, sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle önemli bir sağlık problemidir. Dünyada her yıl 11 milyon kişi kansere yakalanmakta ve 7 milyon kişi kanserden ölmektedir. Kanserin önümüzdeki yıllarda daha çok can acıtacağı aşikârdır. Üstelik gelişmiş ülkelere özgü bir hastalık olarak bilinse de kanser vakalarının % 70’i düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir. Ülkelerin ekonomik büyüklüklerine göre kanser tedavisine ayırdıkları sağlık harcamalarının miktarı düşünülürse, gelecekte gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir problem söz konusudur. Kanserden korunmak, kanseri tedavi etmekten çok daha kolaydır. Bu, kansere neden olan faktörlerden uzak bir yaşam ile mümkündür.

 

Kanserin Sebepleri Nelerdir?

 

Kanserin başlıca çevresel ve içsel olmak üzere iki ana sebebi vardır.
a) Çevresel Faktörler: Kimyasal maddeler, radyasyon, güneş ışığı, kronik virütik enfeksiyonlar, yanlış beslenme alışkanlığı, sigara içimi ve kötü yaşam tarzıdır.
b) İçsel Faktörler: Hormonlar, bağışıklık bozuklukları, kalıtsal bozukluklar ve genetiktir.
Çevresel faktörleri iyi kontrol altına alıp, içsel nedenlere yönelik riskler düzenli kontrolden geçirilirse kanser kaderimiz olmaktan çıkar. Kanserle savaşta erken teşhis en az korunmak kadar önemlidir. Belirli aralıklarla yapılan sağlık taramalarının önemi bu gün çok daha iyi biliniyor. Erken teşhis ile hem hastalığı tedavi etme şansı artıyor, hem de iyileşme süreci kısalıyor.

Kanserden Korunmak İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz?
1- Sigara kullanmayın.
2- Anne karnındaki bebeği ilaç, kimyasal maddeler ve radyasyondan koruyun.
3- Çalışma ortamındaki zararlı maddelerden sakının.
4- Gereksiz radyolojik tetkiklerden kaçının.
5- Gereksiz ilaç kullanmayın.
6- Güneş ışığının zararlı etkilerinden korunun.
7- Düzenli egzersiz yapın.
8- Yüksek kalorili diyet ve katkı maddeli besinleri tüketmeyin.
9- Böcek ilacı ve diğer tarım ilaçlarından uzak durun.
10- Alkol kullanmayın.

Yaşam tarzınızla bu yönde yapacağınız küçük adımlar bile size büyük kazanımlar sağlayacaktır. Unutmayın ki sağlıklı bir toplum kendi yaşamına sahip çıkan, bilinçli bireyler ile mümkündür.

 

Erken Tanı ve Önemi Nedir?

 

Kanserde erken teşhis hayat kurtarır. Erken teşhis kişilerin kendi kendini muayenesi, kontrol muayeneleri ve taramalar ile mümkündür. Böylece hastalığı tedavi şansı da yükselmekte, maddi ve manevi kayıplar azalmaktadır.

Kanserde Erken Tanı İçin Bazı Öneriler
Hiçbir şikâyeti olmayanlar bile düzenli olarak doktor kontrolü yaptırmaları gerekir.
Meme kanseri için;
20 yaşından sonra her kadın kendi kendine meme muayenesi yapmalıdır. Ayrıca 20 yaşından itibaren 2–3 yılda 1,40 yaşından sonra yılda 1,hekim tarafından meme muayenesi yaptırmalıdır.
Her sağlıklı kadının 40 ile 50 yaşlarında 1 defa, 50 yaşın üzerinde ise 2 yılda 1 mamografi çektirmesi önerilir.
Rahim ağzı kanseri için;
Cinsel olarak aktif olan her kadın yılda bir kez pap-smear testini yaptırmalıdır.
Kalın barsak kanseri için:
50 yaşından sonra dışkıda kan testi, belirli aralıklarla sigmoideskopi, kolonoskopi ve bağırsak filmi çekilebilir.
Prostat kanseri için;
50 yaş ve üzeri erkekler yılda bir kez doktor muayenesi PSA (prostat spesifik antijen) yaptırmalıdır.

 

r.Ülker Mola
Kocaeli Erken Teşhis ve Tarama Merkezi Hekimi

Dünya Ressamlar Günü - 27 Şubat

Bir grup Türk ressamın üç yıl önce 27 Şubat'ı "Dünya Ressamlar Günü" ilan ettiklerini açıklamasının ardından, temsili "Dünya Ressamlar Günü" bu kez Ankara'da kutlanacak.

2006 yılında Süleyman Şahin, Ressam Bayram Saltabaş, Ressam Sibel Ahi Devecioğlu, Resam Mine Gençtürk ve Ressam Sibel Acar 27 Şubat tarihini "Dünya Ressamlar Günü" ilan ettiklerini açıklayarak, bu kapsamdaki ilk sergilerini Kayseri'de, 2007 yılındaki ikinci sergilerini ise Eskişehir'de açtılar.
 
Bu yıl üçüncü kez kutlanacak "27 Şubat Dünya Ressamlar Günü" kapsamında, 5 Türk ressamın açacağı sergiye bu kez Ankara ev sahipliği yapacak.

27 Şubat'ı "Dünya Ressamlar Günü" ilan etmekle, resim sanatına ve ressamlara gereğince verilmeyen değeri sağlayacağını düşünen Ressam Sülayman Şahin ANKA'ya yaptığı açıklamada, bu fikirlerini noterden de tasdik ettireceklerini ve böylece resmiyet kazanacağını söyledi. Şahin, "Türkiye'de sanata ve sanatçıya bakışın, Dünya'daki olumsuz algısını değiştirmek amacıyla ortaya çıkan bu fikrin tüm Dünyada kabul görmesini sağlayacağız" dedi.

Şahin, sanatçıların toplumun gelişmesinde öncü insanlar olduğunu, sanatçıların tüm toplumu hiçbir ayrım gözetmeden kucaklayabildiğinin altını çizerek, "Aynı şekilde toplum da bizi kucaklayıp sahip çıkmalı. Özellikle ressamlara gereği kadar değer verilmiyor. Dünyada sadece "Ressamlar Günü" yok. Biz tüm dünyadaki ressamların hatırlanmasını sağlayacak böyle bir günün resmi olarak da kabul edilmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz" dedi.

Bu yıl üçüncüsü kutlanacak Dünya Ressamlar Günü kapsamında, Çoban Ressam Süleyman Şahin, Ressam Bayram Saltabaş, Ressam Sibel Ahi Devecioğlu, Resam Mine Gençtürk ve Ressam Sibel Acar'ın eserleri Neva Sanat Galerisi'nde yarından itibaren 10 Mart'a kadar sanatseverleri bekliyor olacak. (ANKA)
 

Dünya Sigarayı Boykot Günü - 9 Şubat

Dünya Sigarayı Boykot Günü - 9 Şubat

Dünya Öykü Günü - 14 Şubat

İnsan, öyküsüyle var...

İnsan, öyküleriyle uzanıyor geleceğe.

Tıpkı geçmişi öyküleriyle saklayabildiği gibi.

Dünyanın dört bir yanındaki insanları birbirine-sınırlara ve ulusal kimliklere aldırmaksızın-yaşanan öykülerin benzemezliği kadar benzerliği de bağlıyor.

Dünya barışı, evrensel adalet anlayışı, paylaşımcı dünya görüşü dinamizmini yaşanan öykülerin anlaşılır ve aktarılır olmasıyla kazanıyor.

Bu yüzden, "insan"ı dünyaya ve insanlara, geçmişe ve geleceğe açan öyküyü dünyanın dört bir yanında, 14 Şubat "Dünya Sevgi(liler) Günü"nde, "Dünya Öykü Günü" olarak kutlamayı öneriyoruz.

Bu kutlama, öykünün ve insanın doğasına çok yakışacaktır.

Türkiye'li yazar Sait Faik'in dediği gibi,"Bir insanı sevmekle başlar her şey."

Ve, bütün insanlarla paylaştıkça anlam kazanır.

Böylece, öykü, dünyanın dört bir köşesinde, aynı günde, daha geniş kitlelere sesini duyurabilecek, insanlararası iletişimi edebi boyutuyla ortaya koyabilecek,

İnsanlararası farklılıkların ayırıcı değil, bütünleştirici özelliğine dikkat çekebilecek,

İnsanların kendilerini ifade etme aracı olarak kullandığı dili yaratıcı bir etkinliğe dönüştürmesinin bin bir yolunu sergileyebilecek, canlı bir edebiyat ortamını yaratabilecektir.

Dünden yarına öyküleriyle anlam kazanan sahici bir dünyanın esenliği için.

Sevgililer Günü - 14 Şubat

Sevgililer günü her yıl 14 Şubat’ta kutlanır. Aslı Eski Roma İmparatorluğu kilisesine dayanır. İsmini Valentine adında bir din adamının isminden alır (St. Valentine Day).

“Zamanın Roma İmparatoru orduya asker bulmakta zorlanıyordu. Ona göre bunun sebebi erkeklerin ailelerini ve aşklarından vazgeçemiyor oluşuydu. Bu sebeple evlilik ve nişanlanmayı yasaklamıştır. Aziz Valentine adındaki papaz ise çifleri gizli gizli evlendirmeye devam ediyordu. Bunun sonucunda yakalandı ve ölüm cezasına çarptırıldı.”

Tabi bu Valentine ile ilgili efsanelerden sadecee biri. Tarihte inancı yüzünde 14 Şubatta öldürülen 3 tane Valentine olduğu düşünülüyor.

Günümüzde ise insanlar bu günü sevgililerine hediye alarak kutluyorlar.

Sivil Savunma Günü - 28 Şubat

SİVİL SAVUNMA GÜNÜ (28 Şubat)

 

A Ç I K L A M A

SİVİL SAVUNMA' NIN TANIMI VE ÖNEMİ
Düşman taarruzlarına, tabii afetlere ve büyük yangınlara karşı, halkın can ve mal kaybının asgari hadde indirilmesi; hayati öneme haiz her türlü kamu, özel teşebbüslerin korunması, faaliyetlerinin idamesi için acil onarım ve ıslahı, savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azami şekilde desteklenmesi ve cephe gerisi maneviyatın muhafazası için her türlü silahsız, koruyucu ve kurtarıcı tedbirlerin alınması ve faaliyetlerin yapılmasını sağlamaktır.

Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında cephede olduğu kadar cephe gerisindeki sivil halkın zayiatının fazla olduğu gözlemlenmiştir. Gelişen teknoloji ve dünyanın jeolojik yapısına bakılarak savaşlar ve doğal afetler karşısında halkın can ve mal emniyetinin sağlanması konusunda tedbir almaya gidilmiş ve bu kavrama Sivil Savunma adı verilmiştir.

MÜKELLEFİYET

17 yaşını doldurduğu yılın ocak ayının birinci günü ile 60 yaşını doldurduğu yılın Ocak ayının birinci günü arasında doğmuş bütün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Türk vatandaşı erkekler ve 20 yaşını doldurduğu yılın Ocak ayının birinci günü ile 50 yaşını doldurduğu yılın Ocak ayının birinci günü arasında doğan bütün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Türk vatandaşı kadınlar Yasa gereği Sivil Savunma Mükellefiyetindedir.

MÜKELLEFİYETTEN MUAF TUTULANLAR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nda veya Emniyet Kuvvetlerinde hizmet etmekte olanlar.

- Bakanlar Kurulunun tasvibi ile esas görevlerinde zaruret görülen servis personeli.

- Sıhhi sebeplerden dolayı çalışamayacağı Sağlık Kurulunca tasdik edilen şahıslar.

- Bakıma muhtaç hastası, güçsüzü veya 14 ve daha aşağı yaşta çocuğu olan ve bu hususta belge ibraz eden kadınlar.

- Yasa dokunulmazlığı olan kişiler.

SİVİL SAVUNMA MÜKELLEFİYETİNDE GÖREVLENDİRME

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nca serbest bırakılan personelin listesi her yıl Ocak ayı başında Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı'na gönderilmektedir. Sivil Savunma Bölge Müdürlükleri listede 'ki personelin Bölge Müdürlük hudutlarına göre tanzimini yaptıktan sonra çağrı pusulalarını göndermek suretiyle personelin kayıtlarının yapılması ve kayıtların tamamlanmasını müteakip Sivil Savunma Halk Örgütü kadrolarında görevlendirilmeleri sağlanmaktadır.

SİVİL SAVUNMA MÜKELLEFİYETİNİN SONA ERMESİ (EMEKLİLİK)
Sivil Savunma Mükellefiyetindeki personel 60 yaşını doldurduğu Ocak ayının birinci günü Sivil savunma Mükellefiyet süresini tamamlamış olur. Personele Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığında yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı, görevli bulunduğu Sivil Savunma Bölge Müdürlüğü tarafından Hizmet Belgesi Ödül Töreni düzenlenerek Hizmet Belgesi takdim edilmek suretiyle Sivil Savunmadaki görevini tamamlamış olur.

Sivil Savunma Mükellefiyeti

1. 17 - 60 yaş arası erkekler
2. 20 - 50 yaş arası kadınlar
3. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları,
4. Yasa gereği Sivil Savunma hizmetinde görev yapmak zorundadır.
5. Esas hizmetteki personel kural ve tüzüklere göre eğitilirler.

Sivil Hizmet Mükellefiyetinden Muaf Tutulacaklar

1. Güvenlik Kuvvetleri ve Emniyet Mensupları
2. Sağlık Kurulu Raporu Olanlar
3. Hastası ve 14 Yaş Altı Çocuğu Olanlar
4. Servis Personeli
5. Yasalarca Muaf Olanlar

Mart Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

18 Mart Çanakkale Zaferi

18 mart Çanakkale Zaferi ile ilgili konuşmalar, şiirler, oyunlar, sözler hepsi burada..

Linklere tıklayıp indirebilirsiniz.

18 Mart Çanakkale Zaferi (Şehitler Haftası) İle İlgili Tüm Konuşma Metinleri

Törenlerde ve Toplantılarda kullanılabilecek duygu dolu konuşma metinleri aşağıdaki linklerdedir.

Linkleri tıklayarak word halini bilgisayarınıza indirebilir istediğiniz düzenlemeleri yapabilirsiniz.

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitlerini Anma Günü Konuşma Metni

Sayın KAYMAKAMIM, Sayın Garnizon KOMUTANIM, Sayın Belediye BAŞKANIM, Saygıdeğer Konuklar.. 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitlerini    Anma Günü  93. yıldönümü Törenine hoş geldiniz..

Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK ve bu vatan uğruna canlarını feda eden tüm Şehitlerimizin Manevi huzurlarında sizleri Saygı Duruşuna ve Devamında İstiklal Marşına davet ediyorum.

18 Mart Çanakkale Zaferi İle İlgili Konuşma Metinleri

Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir.

Çanakkale Boğazı’nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul’a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.

1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada’dan Boğaz’ın ağzına doğru yaklaştılar.

Çanakkale Zaferi için örnek konuşma metni

Sevgili Arkadaşlar!
Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde, Çanakkale Savaşlarını anmaktayız.
Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914 de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915 de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı Ordusunun karşı ateşi ile, tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.
Çanakkale boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler, 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalar’a yapılan çıkarma harekatını, Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında, yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.
Sevgili Arkadaşlar! Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir.
Umarım, bir daha böyle bir savaş yaşamak zorunda kalmayız!

 

18 Mart Çanakkale Zaferi İle İlgili Duygulu Şiirler

18 Mart Çanakkale Zaferi ile ilgili duygu yüklü şiirlere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsniz.

Eğer şiirler ilginizi çektiyse download linklerinden indirebilir, yazıcı dostu görünüm ile temiz bir şekilde çıktı alabilirsiniz.

18 Mart Çanakkale Zaferi Şiirleri - Bir Yolcuya - Necmettin Halil ONAN

BİR YOLCUYA
Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda

Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda

İstiklal uğrunda, namus yolunda

Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.
 Bu tümsek, koparken büyük zelzele,

Son vatan parçası geçerken ele,

Mehmed’in düşmanı boğduğu sele

Mübarek kanının akıttığı yerdir.

Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti

Yaptığı bu tümsek, amansız çetin

Bir harbin sonunda bütün milletin

Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Necmettin Halil ONAN

18 Mart Çanakkale Zaferi Şiirleri - Çanakkale Şehitleri - Mehmet Akif ERSOY

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak

Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker

Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

M.Akif ERSOY

18 Mart Çanakkale Zaferi Şiirleri -Çanakkale Destanı- Fahri ERSAVAŞ

 ÇANAKKALE DESTANI
Yıl 1915

18′indeyiz Martın.

Kendine gel biraz!

Pek tekin değildi Çanakkale’nin suyu,

Geçilmez bu boğaz…

Geçilmez bu boğaz…

Bizi

Ne topun yıldırır,

Ne kurşunun.

Çünkü artık

Başladı cengimiz.

Er meydanında bulunmaz dengimiz…

Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?

İşte fırladık siperden.

Sırtına yüklenmiş kahraman

Seyit 276 kiloluk mermiyi,

Koşuyor bataryasına ateşler içinden.

Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buvet’i…

Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,

Denizler yanıyor,

Dağlar yanıyor.

Zafer bizimdir artık

Düşman zırhlıları batıyor…

Türk’üm,

Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere.

Bir karış toprak uğruna Kimimiz şehit oluruz.

Kimimiz gazi.

Hiç değişmez bu yazı.

Dünyada her yer geçilir belki

Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı..

Fahri ERSAVAŞ

18 Mart Çanakkale Zaferi İle İlgili Güzel ve Anlamlı Sözler

18 Mart Çanakkale Zaferi ile ilgili duygu yüklü güzel sözlere aşağıda ulaşabilirsniz.

Eğer güzel sözler ilginizi çektiyse  yazıcı dostu görünüm ile temiz bir şekilde çıktı alabilirsiniz.

  • Zafer, «zafer benimdir» diyebilenindir.
  • Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.
  • Zaferin büyüklüğü, savaşın çetinliği ile ölçülür.
  • Zafer, barışın en kısa yoludur.

18 Mart Çanakkale Zaferi İle İlgili tiyatro textleri, oyunlar, dramatizasyonlar

18 Mart Çanakkale Zaferi ile ilgili duygu yüklü tiyatro oyunlarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsniz.

Eğer tiyatro oyunları ilginizi çektiyse download linklerinden indirebilir, yazıcı dostu görünüm ile temiz bir şekilde çıktı alabilirsiniz.

18 Mart Çanakkale Zaferi Çanakkale Geçilmez Piyesi

(Perde açılır. Sahnenin bir tarafında davuleu vardır. Davulun tokmağı havada beklerken bir marş çalınır. )

DAVULCU : Ey ahali! Ecdad yadigarı vatanımıza saldıranlara haddini bildirmek için... Devlet için, vatan için, millet için; teninde canı, kalbinde imanı, dizinde dermanı bulunan herkes, bugün öğlen vakti Çarşı Caminin avlusunda toplansın. (Davul) Sevkiyat vaaaaar!... (Davul) Duyduk duymadık demeyin. (Davul) Küffar üstüne mukaddes cihad ilan edilmiştir. (Davulcu bağıra çağıra sahneden çıkar.)

18 Mart Çanakkale Zaferi Çanakkale'nin Son Kahramanları Tiyatro Oyunu

( Başta sunucu sahneye çıkar. Piyesin konusu hakkında bilgi verir.)

Sunucu- 1953 yılında, Dumlupınar adlı denizaltıyla Akdeniz’de yaptıkları tatbikattan dönerken Çanakkale Boğazı’ndan geçtikleri sırada İsveç Bandıralı "Naboland" adlı şilebin çarpmasıyla 81 denizci askerimiz şehit oldu. Onlar Çanakkale’nin son kahramanlarıdır. Hem onların hikayesi hem de Çanakkale’deki kahraman

21-27 Mart Orman Haftası

Orman Haftası

Orman Haftası İle ilgili Konuşma Metni

 

Orman; hayvanların barındığı, çeşitli bitkilerin bulunduğu sık ağaç topluluklarıdır. Ormanda büyük ağaçlar, ağaççıklar, mantarlar, otlar, yüzlerce, binlerce bitki bir arada bulunur. Çam, sedir, köknar, ladin, ardıç, meşe, dişbudak, kayın, gürgen belli başlı orman ağaçlarıdır.

Ağaçlar ya kendiliğinden yetişir, ya da insanların ormana diktiği fidanlardan oluşur. Ormanın küçüğüne, ağaçların seyrek olduğu yerlere koru denir.

Eskiden yeryüzünün büyük bir bölümü ormanlarla kaplıydı. insanların bilgisizlikleri nedeniyle yok edilen ormanların yerini bozkırlar, çoraklaşan topraklar, çöller aldı.

İnsanlar her zaman ağaca ve ağaçtan yapılan çeşitli araç ve gereçlere gereksinme duymuşlardır. Ormanlar, ağaçlar, toprağın nemli kalmasını sağlar. Toprak kaymasını (erozyonu) önler, selleri durdurur. Ormanlar yörenin iklimim etkiler, yağmur yağmasını sağlar. Çok sıcakları, şiddetli soğukları önler. Ormanlar aynı zamanda av hayvanlarının barınağıdır.

Ormanlar bir ülkenin doğal güzellik ve zenginlik kaynağıdır. Öte yandan kullandığımız araç ve gereçlerin çoğu ağaçlardan yapılır. Evimiz, önümüzdeki masa, oturduğumuz sandalye, elimizdeki kalem, defterimiz, yaktığımız odun hep ağaç ürünleridir. Ayrıca ağaçlar endüstrinin birçok kollarında, boya sanayiinde, ilaç yapımında kullanılır.

Bize bu kadar yarar sağlayan, ülke ekonomisinde önemli yeri olan ormanları korumalıyız. Ağaç dikip, yeni ormanlar yetiştirilmesine yardımcı olmalıyız.

 

Ormanlara en büyük zarar insanlardan gelir, insanlar orman işletmelerinden izin almadan, çıra yapmak, reçine çıkarmak için ağaçları yaralarlar. Tarla açmak, yerleşim yeri kurmak, hayvanlara otlak yeri açmak için ormanları yok ederler.

 

Ateşin söndürülmeden bırakılması sigaranın söndürülmeden atılması, koskoca bir orman alanının yanıp kül olmasına neden olur. Yanan ormanın yerine yenisinin yetiştirilmesine bir insanın ömrü yetmez.

Zararlı böcekler, kemirici hayvanlar, özellikle keçiler, ağacın yeni süren dal ve yapraklarını yiyerek ormanlara zarar verirler. Ormanlara zarar vermek, ceza yasalarımıza göre suçtur. Orman suçları bağışlanmaz suçlardandır.

Ülkemizde ormanların korunması, ağaçlandırma işleri cumhuriyet yönetiminin ilanından sonra ele alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı kuruldu. Her ilde valiler başkanlığında orman yetiştirilmesi için bir kurul vardır. Bu kurul yörede ormanların korunması ve yeni ormanlar yetiştirilmesi için kararlar alır ve uygular. Her yıl Mart ayı içinde bir haftayı Orman Haftası olarak duyurur. Haftanın bir günü Ağaç Bayramı olarak kutlanır. Uygun alanlar ağaçlandırılır. Yeni ormanların yetiştirilmesi için çalışmalar yapılır.

 

Ormanların korunması, çevremizin ağaçlandırılması hem yurdumuzun, hem de dünyamızın önemli bir sorunudur. Bu nedenle 21 Mart Dünya Orman Günü olarak her yıl kutlanmaktadır.

Bizler de çevremizdeki ağaçların dallarım kırmayanın, fidanları sarsmayalım. Ağaçları zararlı hayvanlardan koruyalım. Yeni fidanlar dikelim. Bu etkinliklerimizi yaşam boyu sürdürelim.

Orman Haftası İle İlgili Güzel Sözler

  • BİR AĞACIN YENİLEN MEYVESİ, O AĞACI DİKENİN SADAKASI OLUR.

                                                                             HZ.MUHAMMED

 

  • ORMANDAN BİR DAL KESENİN BAŞINI KESERİM.

                                        FATİH SULTAN MEHMET

 

  • BİR ULUSUN UYGARLIK SEVİYESİ, ÜZERİNDE YAŞADIĞI TOPRAKLARIN AĞAÇLANDIRILMASIYLA ÖLÇÜLÜR.

                                                                                      ROSEVEELT                                   ROSEVEELT

Orman Haftası İle İlgili Şiirler

YURDUMUN ORMANLARI

Yemyeşil hayat taşır,
Yurdumun ormanları,
Ufuklara ulaşır,
Yurdumun ormanları.

Yaş kesmek zulüm size,
Hak değil ölüm size,
Varmıyor elim size,
Yurdumun ormanları.

Sizi kesen kalır aç,
Ölümde bile muhtaç,
Kefenden önce ağaç,
Yurdumun ormanları.

Küçükse de yaşımız,
Yolunuzda başımız,
Yarın can yoldaşımız,
Yurdumun ormanları.

               Mehmet BULUR

 

AĞAÇ DİYOR Kİ

Beni yakmazsan eğer,
Süt, kağıt, ipek, şeker.
Çeşit çeşit besiler,
Ömür veririm sana!

Bensiz bahar, sıcak yaz,
Ben varken insan donmaz.
Beni yakanlar onmaz,
Sakın kıymayın bana!

                  Kerim YUND

 

ORMAN

Sen insansın,o ağaçtır;
Suya, ışığa,sevgiye,
Bir insan kadar muhtaçtır.
Ağaçların şehri orman.

Onu ne yak,ne sök,ne kır.
Bir dal kopardığın zaman.
Gizli bir sesle hıçkırır...
Her orman yurda bir ordu,
Ormanı iyi koru.

                 Hüseyin KALABA

 

SAKIN KESME

Ey hemşehri, sakın kesme! Yaş ağaca balta vuran el onmaz;
Bu kütükler 'Nice yıldır, hiç birine kervan gelmez, kuş konmaz'
Bunları kes, o baltanla çürümüş ağaçları yere ser.
Bak, sizin köy şu yemyeşil koruluğun gölgesinde ne güzel!
Gönülleri açmadadır yaprakların arasından esen yel.
Yazık, günah olmazmı ki, çıplak kalsın bu zümrüt yurt, şirin yel.

Hem dünyada en birinci borç değil mi her kula,
Bir tohumu fidan yapmak, fidanı da bir orman?
Eğer böyle olmasaydı ne kalırdı oğula:
'Mirasımı artır' diye öğüt veren Atadan?

Sakın kesme! Her dalında bir güzel kuş ses versin.
Sakın kesme! Gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin.
Sakın kesme! Şu verimli köye kanat, kol gersin.
Sakın kesme! Aziz vatan günden güne şenlensin.

                                    Mehmet Emin YURDAKUL

Nisan Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisanla ilgili konuşmalar, şiirler, oyunlar, sözler hepsi burada..

Linklere tıklayıp indirebilirsiniz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı İle ilgili Konuşma Metinleri

Linklere tıklayarak ilgilendiğiniz yazının tümüne ulaşabilir ve download-indirme linklerinden indirebilirsiniz.

Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe - Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN

Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe (*)

   Milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Atatürk'ün devlet anlayışının temellerini oluşturan üçüncü ana ilke, milli egemenliktir. Milli egemenlik, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olarak tanımladığımız egemenliğin, millete ait olduğunu ifade eder.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Milli Birlik ve Milli Egemenlik Üzerine Özlü Sözleri

 1924 Eylül ayında Samsun Ticaret Mektebi’nde öğretmenler tarafından şereflerine verilen çaydaki konuşmasından :

“Söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana, nereden ilham ve kuvvet aldığımı sordu. Arkadaşlarımızın sorduğu ilham ve kuvvet kaynağı, milletin kendisidir. Milletin müşterek eğilimi, umumî fikri olduğunu inkâr edenler de vardır. Bu gibileri hepiniz çok işitmişsinizdir. Bu gibiler memleket ve milletle alâkasız, gafil insanlardır. Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felâketler hiç şüphe etmemelidir ki, 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Tarihçesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Tarihçesi (*)

   İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride,"olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı, Meclis'e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçilerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu. Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı İle ilgili Şiirler

Linklere tıklayarak ilgilendiğiniz şiirin tümüne ulaşabilir ve download-indirme linklerinden indirebilirsiniz.

Mayıs Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

Haziran Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

Temmuz Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

Ağustos Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

Zafer Bayramı (30 Ağustos)

Zafer Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayramıdır. Her yıl 30 Ağustos günü kutlanır. Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.

Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir'de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur. Zafer Bayramı, tüm yurtta törenlerle kutlanır. Devlet erkânı ve bir çok vatandaş, Ankara'da Anıtkabir'i, diğer illerde de anıt ve şehitlikleri ziyaret edip, Mustafa Kemal Atatürk'e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere şükranlarını sunar. Hemen hemen her yerleşim yerinde, askerî birlikler geçit törenlerine katılır. Ayrıca dış temsilciliklerde de çeşitli kutlamalar yapılır. 30 Ağustos günü, Türkiye'de resmî tatildir.

Her yıl, Kara Harp Okulu bu tarihte mezun verir. Tüm subay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olur. Türk tarihi zaferlerle doludur. Ama 30 Ağustos 1922’de zaferle sonuçlanan Dumlupınar Savaşı, Türk ulusunun yeniden dirilişidir.

Malazgirt Savaşı’yla (1071) 26 Ağustos’ta Anadolu’nun Türklere kapıların açan kahraman ordumuz; Başkomutanlık Meydan Muharebesi’yle de Anadolu topraklarının Türk Vatanı" olduğunu önünde durulmaz bir iradeyle düşmana ispatlamıştır. Ve yine ulusumuzun iradesiyle Cumhuriyet kurulmuştur. Atatürk, ünlü "Nutuk"unda Kurtuluş Savaşı’nı anlatır. Her Türk yurttaşının okuması gereken Nutuk (Söylev)’da Atatürk savaşa nasıl hazırlandığımızı da anlatmaktadır.

O’ndan öğrendiğimize göre: Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı ve İnönü Savaşları kahramanı İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa büyük bir gizlilik içinde taarruz planlarını hazırlarlar.

1922 Ağustos ayında Türk Ordusu taarruza geçmek için, Kurmay heyeti’nce karar verilir. Mustafa Kemal, İsmet Bey, Fevzi Çakmak ve diğer paşalar ile kurmaylar; savaşı yönetmek üzere Kocatepe’ye gelirler.

26 Ağustos sabah, saat 05.30’da Türk topçu birlikleri Afyon’un güneyinden düşman siperlerini ateşle vurmaya başlar. Ardından piyadeler hücuma geçerler. Planlandığı gibi Büyük Taarruz devam eder ve düşman gerilemeye başlar, bozguna uğrayarak ikiye ayrılır.

30 Ağustos’a kadar düşman ordusu çembere alınır. 30 Ağustos sabahı, 1. Ordu ve avcı hatlarını ile 4. Kolordu’yu denetleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa; saat 14.00’da Aslıhanlar yakınındaki "Komuta Karargâhından taarruz emrini verir. Dumlupanır’da ordumuz düşmana son darbeyi vurur. Düşman askerleri kaçmaya başlar. Mustafa Kemal Paşa; kaçan düşman askerlerini kovalamak için, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!" komutunu verir. Yunan Başkomutanı General Tikopıs dâhil çok sayıda esir alınır.

Şahlanan Türk Ordusu düşman güçlerini İzmir’e kadar kovalar. 9 Eylül 1922 günü Türk Ordusu İzmir’e girer. Batı Anadolu’yu yakan yıkan düşman kuvvetleri canlarını zor kurtararak, geldikleri gibi gemilere binerek giderler.

30 Ağustos 1922 tarihi, Türk ulusunu esir etmek isteyen emperyalist güçlere karşı; kadınıyla çocuğuyla, ordusuyla topyekûn verdiği bir savaşın ve ulusal benliğini kurtardığı ve Zafer Destanı’nın yazıldığı gündür.

30 Ağustos Zafer Bayramı Konuşma Metni

GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ
   Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
   Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.
   TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.
   Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.
   Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı.
Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
   Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.

30 Ağustos Zafer Bayramı ile ilgili yazılar

30 Ağustos Zafer Bayramında okunabilecek veya kullanılabilecek yazılar

30 AĞUSTOS ZAFERİ - P.Kd.Alb. Mustafa BAŞEL

30 AĞUSTOS ZAFERİ

   Bu gün; 30 Ağustos Zafer Bayramı... Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman ordumuzun kazandığı zaferlerden birinin, Büyük Taarruz'un yıldönümüdür. Ama;
"30 Ağustos sade bir tarih değildir.
Bu günün tarihe san veren bir anlamı vardır.
Bu günün heybedi,
Toprağa, denize ve göğe sığmayacak kadardır."
Çünkü bu gün; bağımsızlık ve yurt aşkıyla şahlanan Türk ulusunun ATATÜRK'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı kazandığı, Sevr Antlaşması'nı parçaladığı, Lozan Barışı'nı sağladığı ve Cumhuriyetin temeline ilk harcı koyduğu gündür...
   Yıl 1919, Mayıs'ın 15'i... Yunanlılar İzmir'de... Hedef, Türk'ün boynuna esaret kemendini takmak ve güzel Anadolu'ya sahip çıkmak... Yunan saldırısı yaman başlar 1920'de... Güzel yurt köşeleri elden çıkar bir bir... Kanla yoğrulur kara toprak, kanla sulanır. Afyon, Kütahya, Eskişehir...
Ancak düzenli ordularla "Dur!" denebilirdi bu azgın Yunan'a. Ve bir ordu yaratılır yoktan... Bir ordu ki, yediden yetmişe dek, kadın erkek, kız kızan... Silâh yokmuş, üniforma yokmuş, ne gam... "Ölesiye saldırırlar düşmana, diş var, tırnak var ya... Ve bu inançla "yalnız düşman değil, milletin ters giden talihi de yenilir". İnönü'nde... Ardından yeni destanlar eklenir tarihe sırasıyla... İşte Aslıhanlar, Afyon, Kütahya... İşte Eskişehir, Dumlupınar, Sakarya...
   Türk ordusunun Sakarya'da kazandığı zaferin bir başka benzeri yoktur
yer yüzünde. Bu savaş, bir milletin kaderini değiştiren ve 22 gün, 22 gece süren yaman bir uğraştır. Bu savaş, insanlık duygularından yoksun, vahşi ve saldırgan bir düşmanın başını Türk'ün iman dolu göğsüne çarparak paramparça ettiği bir taştır. Bu savaş, haksız, şuursuz ve kirli bir istilâ emelinin, Sakarya'nın köpürmüş sularında boğulduğu bir savaştır.
Bundan dolayıdır ki; insanlık tarihi sayfalarında Sakarya Meydan Muharebesi'ne müstesna bir yer verilmiştir. Çünkü Türk ordusu, Viyana'da başlayan amansız çekilmeye Sakarya'da "Dur!" demiştir.
Ulu Önder ATATÜRK'ün, "Hattı-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça düşmana terk olunmaz..." komutundaki anlamı çok iyi kavrayan kahraman Türk ulusu "Ya istiklâl, ya ölüm..." parolasıyla mücadele etmiştir.
   Vatanın bağrından düşmanı söküp atmaya kesin kararlı olan Türk ordusu, bütün gücünü toplar Ağustos 1922'de... Artık her şey, Türk ulusunun haysiyet savaşına ve Akdeniz'i "ilk hedef" gösteren bir başkomutanın Eskişehir'den İzmir'e kadar sürdüreceği kahramanlık yarışına kalmıştır...
Sabırsızlıkla beklenen Büyük Taarruz, 26 Ağustos sabahı günün ilk ışıklarıyla başladı. Patlayan toplar bütün dünyaya şu gerçeği haykırıyordu
sanki;
"Duysun bunu, kâinatta herkes, Türk'ün sesidir, bu gürleyen ses..."
Başkomutanından en son erine kadar bütün bir ordu, Türk gücüne ve Türk yenilmezliğine olan büyük inançla tek vücut olmuş, baştan başa kin, boydan boya hınç kesilmişti. Bu yıllardan beri yakılan, yıkılan ve insanlığa sığmayan işkencelerle yok edilmek istenen Türk neslinin, Türklüğün süngüleşmiş, mermileşmiş bir iradesiydi sanki... Kısaca;
"Bir yanda yürekleri kanatan bir görünüm, Her türlü bayağılık, şiddet, kan, ölüm... Bir yanda iman dolu göğsünde vatan sevgisi, Ve... Yedi düvele karşı üstünlüğü Türk'ün..."
   Taarruz pek yaman sürüyordu 26 Ağustos'ta... Akşam olurken ordularımız düşman mevzilerinin bir kısmını ele geçirmiş, Ahır dağlarını şan süvarilerimiz bir mızrak gibi saplanmıştı düşmanın bağrına...
Yunan mevzilerini teftiş eden bir İngiliz generalinin "Türkler bu tahkimatı altı ayda aşarlarsa, bir günde aştık diye öğünebilirler" dediği yer, dört gün gibi kısa zamanda geçildi. Parola kısa ve kesindi:
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri... Eskişehir'den, Sakarya'dan, İzmir'den, Yunan kaçıyordu... Kaç ha kaç... Atatürk'ün süvarileri koşuyordu peşlerinden Ta Afyon'dan beri, dört nala, çala kırbaç..."
Artık zafer yakındı, uzansak tutacaktık sanki o zaferi... Günlerce açlığa, susuzluğa meydan okumuş, umutla el birliği etmiş bir ordunun yalın ayaklarındaki sızıydı o zafer...
Yuvalarını, bebelerini terk ederek erine cephane taşıyan kadınların sırtındaki ağrıydı o zafer...
Evini, yurdunu, bağımsızlığını kaybetmiş, kanlı göz yaşlarıyla cepheden haber bekleyen bir ulusun sevinçlerindeki göz yaşıydı o zafer.. Ve biz, o zafer uğruna vuruşa vuruşa ölmeye ant içmiştik;
"Kurtuluş Savaşı dedik, birlik olduk, el ele vererek Gazi olduk, şehit olduk severek, isteyerek..."
   Sakarya boylarında her karış toprak, kahraman Türk kanıyla sulandı, hamurlaştı. O topraklar Çanakkale kadar vatanlaştı, o kahramanlar Ulubatlı Hasan kadar yüceldi, destanlaştı... Bizans'ın yıkılışı nasıl tarihte yeni bir çağsa, aşılamayan, Çanakkale Birinci Dünya Harbi'nde belirgin bir merhale, Sakarya ve Büyük Taarruz da sömürücülerin istilâ emellerine son veren, sömürülenlerin hür ve egemen yaşama yollarını aydınlatan bir meş'ale oldu.
   Son zafer kazanılmıştı artık... Kara bulutlar dağılıyordu üzerimizden. Gürr bir başka doğuyordu o bilinmeyen tepelere... Türk tarihinin akışı bir başka olmuştu 30 Ağustos sabahı.
"30 Ağustos'ta
Yurdu işgalden kurtardık, milleti zulümden
Bir vatan yarattık yer yüzünde,
Tüm vatanlardan yüce...
Sınır çizgilerini sağlam çizdik,
Hudut taşlarını kol ve bacaktan diktik,
Yurtta sulh, cihanda sulh dedi ATATÜRK,
Parola bildik...
Bu gün de,
ATATÜRK devrimleri'nin aydınlığında
Şerefle ölmek kadar Şerefle yaşamasını öğrendik
Hem de; Alnımız açık, başımız dimdik..."

 P.Kd.Alb. Mustafa BAŞEL

30 Ağustos'un Anlamı - Necati Güçlüer

30 AĞUSTOS'UN ANLAMI

    Türk tarihi, hiçbir milletinkiyle kıyaslanamayacak ölçüde eşsiz zaferlerle doludur. Galibiyetimizle sonuçlanan büyük meydan savaşları genellikle ağustos ayına rastlamaktadır. Bunlar arasındaki iki zaferimiz, diğerlerine göre daha derin anlamlar ifade etmektedir: Malazgirt Meydan Savaşı ve Başkumandan Meydan Savaşı. Birincisi olan Malazgirt Meydan Savaşı ile Türkiye Devleti'nin temeli atılarak Anadolu'nun Türklüğü onaylanmış; ikincisi olan Başkumandan Meydan Savaşı ile de devletimiz yeniden kurularak ülke bütünlüğümüz sonsuza kadar parçalanmayacak şekilde sağlanmıştır.
   Türk milleti, tarihte görülen ordu-milletlerin en üstünüdür. Ordu-millet, yüksek bir savaş yeteneği taşıyan, savaşta bütün bireyleriyle görev alan, yurt için ve büyük ülkülerin gerçekleşmesi uğruna baş koyan millet demektir. Ordu-milletimizin timsali "Mehmetçik"tir. O, savaşta er, barışta çiftçi ve işçidir. Halkımızı en iyi o temsil eder, en güzel şekilde o anlatır.
İstiklâl Savaşı da ordu-millet olarak kazanılmıştır. Millî Mücadele bütün bir milletin eseridir. Zaferi çoluğuyla, çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla millet kazanmıştır. Kadınlar cephelere mermi taşımış, çocuklar dahi vuruşmalara katılmışlardır.
   Vatanın karanlıklara gömüldüğü bu zamanlarda Müdâfaa-i Hukuk Cemiyetleri, çeteler, gönüllüler derken, millet kudretli bir önder etrafında toplanıvermişti. Oluşturulan orduda silâh ve kıyafet birliği yoktu. Fakat kalpler birdi, iman ve ülkü aynıydı. "Ya istiklâl, ya ölüm" parolası ile dile getirilen bu inanç, kudretini "Kuva-yi Milliye Ruhu"ndan alıyordu. Kuva-yi Milliye Ruhu, bir milletin var olma ve yaşama azmi, her şeyi yoktan var etme gayretiydi. Bu ruh ile tarihin en büyük kahramanlık destanları yaratıldı.
   Üstün silâh gücüyle her şeyi yapabileceğini düşünen Avrupa yanılmıştı. Yunanlıların yaptığı tahkimat için "Türkler bunu altı ayda ele geçirebilirlerse iftihar edebilirler" diyen İngiliz Başbakanı Lloyd Corc, hücuma geçtikten altı saat sonra Türklerin burasını aldığını duyunca, oturduğu koltuktan düşmüştü.
   İstiklâl Savaşı yalnız Yunanlılara karşı değil; işgalci, istilâcı, emperyalist bütün Batı dünyasına karşı kazanılmıştır. Onun temelinde Türk'ün istiklâl aşkı, hür yaşama arzusu vardır.

 İ. Necati GÜÇLÜER

ATATÜRK'ÜN GERÇEK BAŞARISI - Burcu YÜCEL

ATATÜRK'ÜN GERÇEK BAŞARISI

   Atatürk'ün Türkiye'yi dünya milletleri arasında en şerefli medeniyet seviyesine çıkarmak için yaptığı devrimlere baktığımızda, onun nasıl bir karakter sahibi olduğunu tahmin etmek zor değildir. Bu devrimler bir çırpıda olup bitmiş şeyler değildir. İyice düşünülmüş, dikkatlice hazırlanmış ve milletin yararına sunulmuş devrimlerdir.
   Atatürk'ün attığı her adım Türkiye için yeni dönemlerin başlangıcı olmuştur. Buna en güzel örnek Kurtuluş Savaşı'dır. Bu savaştan önce tüm ülke savunmasız bir durumdaydı. Ne bir silâh, ne bir cephane, ne de kendimizi savunacak bir şeyler vardı. Bir an önce harekete geçmemiz gerekiyordu ki düşmanlara fırsat vermeyelim.Ama elimizde yok denecek kadar az bir cephane vardı.Nasıl düşmanlara karşı koyabilirdik ki?
   İşte Atatürk, hiçbir önderde bulunmayan bir azimle, bu savaşı kazanacağımıza yürekten inandı. Çünkü, Türk milletinin vatanını korumak ve bağımsızlığını kazanmak uğruna ne gerekiyorsa yapabileceğini iyi biliyordu. Kısacası, Türk milletine güvendi ve hiç kimse onun güvenini boşa çıkarmadı. Atatürk mitingler, kongreler, genelgeler düzenleyerek milletimizi ayağa kaldırdı ve bu uyanış bizim bağımsızlığımızı kazanmamıza yetti. İşte Atatürk'ün gerçek başarısı budur. Bu büyük önder milletinin kafasındaki düşünceyi okuyabiliyordu. Bu da Atatürk'ün ileri görüşlülüğünü yansıtıyordu.
   Eğer Atatürk'te bu azim olmasaydı belki de bu günlere zor gelirdik. Bizim de onun bu yönünü örnek almamız gerekir. Ne olursa olsun, hangi şartlarda olursak olalım, o içimizdeki başarma azmini yitirmediğimiz sürece önümüze çıkan her engel kolaylıkla aşılacaktır; sonuç ise "başarı" olacaktır.

 Burcu YÜCEL
Mareşal Fevzi çakmak Lisesi / MALATYA
 

ATATÜRKÇE YASAMAK - Şükrü KAÇAR

ATATÜRKÇE YASAMAK

   Zafer Haftası'nda Atatürkçe düşünmek, Atatürkçe yaşamak...
Zafer Haftası'nda Atatürk'e uzanmak, Atatürk'ü tanımak, Atatürk'ü anlamak sonra da dönüp onu tüm yönleriyle yaşamak, yaşayabilmek. Bugüne kadar bunu yapabilsek, bunu başarabilseydik, bulunduğumuz çizgiyi çoktan aşar, O'nun çağdaş uygarlık düzeyi dediği düzeye çoktan ulaşırdık.
Ne acıdır ki, bunu yapamadık ve sürekli O'nun ruhunu incitip durduk. 26 Ağustos'ta bir ucumuz Malazgirt'te, bir ucumuz da Kocatepe'deydi. Kimimiz Alparslan kimimiz de Mustafa Kemal olmuştuk.
   Malazgirt Savaşı, Zafer Haftası'na göre çok uzakta. Birinin üzerinden 926 yıl, diğerinin ise 75 yıl geçmiş. Aralarında büyük zaman mesafesi var. Biri Anadolu'nun kapılarını Türklere açmış, öbürü Türklüğün sesini dünyaya duyurmuş. Atatürk'ün bir dava adamı, bir eylem adamı olduğunu yeniden anlıyor, O'nunla bütünleşmek istiyoruz. O'nunla bütünleştikçe kendimize geliyor, nerede olduğumuzu, kim olduğumuzu daha iyi anlamak istiyoruz. 26 Ağustos, 9 Eylül'e uzanan yolun başı. O 15 günde Türk ordusu harikalar yaratıyor ve 9 Eylül günü güzel İzmir'e giriyor. 1919'dan beri dalgalanan Yunan bayrağı indiriliyor, göndere Türk bayrağı çekiliyor.
   Atatürkçü düşüncede barış vardır, özgürük vardır, insanca yaşamak vardır. Atatürkçü düşünce, insana ve insan toplumuna, ayrı bir pencereden bakar, insanın insana kul olmadığını vurgulamaya çalışır. Atatürkçü düşünce insana değer verir, insanın hakça ve özgürce yaşamasını ön plânda tutar.
   Kısacası, Atatürkçü düşüncede sevgi vardır, saygı vardır, insana değer vermek vardır. Atatürkçü düşüncede ileriyi görme, hesaplama, doğru karar verme vardır.
Atatürkçü düşüncede herkes eşittir, herkes yasalara aynı yakınlıktadır. Kimse kimseden üstün değildir. Demokratik hak ve özgürlüklerden herkes eşit oranda yararlanır, yasalar önünde kimse kimseden fazla birşeyler isteyemez. Atatürkçü düşüncede açıklık vardır, saydamlık vardır, düşüncelere saygı vardır. Atatürkçü düşüncenin en karakteristik özelliği bağımsızlıktır. Atatürk'ü en çok, bu yönü ile tanır bu yönü ile takdir etmeye çalışırız. Zafer Haftaları, dileriz hep o zindelikle, o güzellikle sürüp gitsin, 26 Ağustos'lar düşlerimizde öyle parlak anılar olarak kalsın.

 

Şükrü KAÇAR

GELECEK İÇİN GEÇMİŞE SÖZ VERMEK - Gökalp BAHÇELİ

GELECEK İÇİN GEÇMİŞE SÖZ VERMEK

   Palabıyıklı, çakır gözlü komutan yanındakilere döndü. "Hazır olun" emrini verdi. Çeteler "Hazırız" diye cevapladılar. Tayyar Rahime de içinden tekrarladı. "Hazırız, ölmeye hazırız." O erkek kıyafetindeki, kalbinde yine erkek cesareti taşıyan kadın hazırdı. O kutlu gününde cennetin kızıl güllerinin kokusunu almıştı sanki. Silahlar birbir patlamaya başladı. Sonra düşman mitralyözünün o korkunç gürültüsü ve sanki birbiriyle yarış eden mermiler, el bombaları, sonra yine mermiler... Çeteler bir bir şehit oluyorlardı. Ölümün o keskin kokusu her yeri kaplamıştı. Tayyar Rahime tekbir getirdi ve yayından fırlayan bir ok gibi atıldı. Bir kaplandı Rahime; pençesine düşenin kurtulamayacağı bir kaplan. Ama mitralyözün namlusu ona çevrilmişti. Hain kurşunlar o kaplanın kalbini buldu. Acı çekerek ama mutlu, yaralı; ama gururlu diz çöktü Rahime: "Cesedimi gâvurlara koman" dedi. Gök mü gürlemişti ne? Bunu duyan çeteler durur muydu? Herbiri birer kaplan kesildi. Fransız'ı pençeleri ile ezdiler. Bayrağımız Hacı Ökkeş'in Konağı'nda dalgalanıyordu artık. Bir hilâl uğruna ne güneşler sönüyordu.
   Osmaniye'de. Erzurum'da, Urfa'da, İzmir'de, Maraş'ta, Antep'te hep bu kaplanlar vardı. Türk'ün çocukları, kutlu vatanın yiğit evlatları. Fransız'ın, İngiliz'in, İtalyan'ın hesap etmediği buydu işte. Yanlış hesaplarının faturasını çok acı ödediler. Ellerine geçen; bir yığın acı tecrübeden başka birşey değildi. Gittiler, geldikleri gibi gittiler.
   Bizler, Türk ulusunun evlâtları o şanlı günleri kutluyoruz. Tam 69 koca yıl geçmiş aradan, Rahime Hatun'un ve nice isimsiz şehitleri unutmadık ve kaç 69 yıl geçerse geçsin unutmayacağız. Ama unutmamak yeterli mi? Ya onların bize bıraktıklan yüce emanet? Nerde Atatürk'ün çıkmamızı emrettiği muasır medeniyetler seviyesi? Hani hâlâ yazmamışız Türk adını uzaya? Ne olurdu biz de bilgisayar kullansaydık; hem de Türk bilgisayarlarını kullansaydık okullarımızda? Bu sorular aci; ama cevapları daha da acı. Rahime Hatun, Palalı Süleyman burada olsa bizden tek isteyecekleri çalışmak, Osmaniye'yi, Türkiye'yi daha iyi bir duruma getirmek olacaktı, buna eminim, onları anmak, ruhlarını şâdetmek onlar için şiirler okuyarak, törenler yaparak olur; ama tam olmaz. Onların ruhları ancak uğruna kan döktükleri, can verdikleri vatanlarını çok yükseklerde görerek şâdolur. Biz osmaniyeliler gelin onlar için söz verelim, osmaniyemizi, Türkiyemizi yüceltmeye söz verelim. Söz verelim ki bu yüce vatan bir daha düşman çizmesi altında çiğnenmesin. Onları anmak, ruhlarını şâdetmek onlar için şiirler okuyarak, törenler yaparak olur; ama tam olmaz. Onların ruhları ancak uğruna kan döktükleri, can verdikleri vatanlarını çok yükseklerde görerek şâdolur.

 

Gökalp BAHÇELİ
Özel Bahçeli Lisesi Öğrencisi Osmaniye / ADANA

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE - Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE

    Lozan Barış Antlaşmasıyla yarı bağımlı millet durumundan kurtulup milletlerarası siyaset dünyasında bağımsız ve ileri devletler arasına geçen yeni Türkiye, kurucusu Atatürk'e göre, yine kendisine lâyık yeri bulmuş değildi. Çünkü, büyük Türk hissediyordu ki, dünya, bu siyasî zaferin bütün şerefini kendisine ayırmakta ve Türk milletine halâ eski gözle bakmaya devam etmektedir. Asırlık kanaatler kolay kolay yıkılır mı ? Avrupa kütüphaneleri Türkler hakkında çok yanlış bin bir çeşit belge ile doludur. Bunlara göre Türk cengaverdir, cesurdur; fakat her türlü medeniyetten mahrumdur. Barışta uyuşuk, tembel; savaşta acımasız ve yıkıcıdır. Orta Asya'dan çıkıp Avrupa'ya saldırıp yayılışı, medeniyet dünyası için bir belâ, bir âfet olmuştur. Kuvvet ve fırsat bulursa yine öyle olacaktır. Gerçi, bu milletin içinden zaman zaman bazı yüksek ve akıllı devlet adamları çıkmamış değildir. Fakat bunların çevrelerine tesirleri yalnız yaşadıkları müddetçe devam etmiştir. Ve kendileri sahneden çekilir çekilmez, Türk milleti yine her zamanki uyuşukluğuna düşmüştür.Hem de bakalım, bu adamlar halis Türk ırkından mı idiler? Ne gezer Bunların kimi Macar, kimi Boşnak, kimi Arnavut, kimi Rum'dan, Ermeni'den, hattâ Yahudi'den dönmedir. İbnî Sina bir Arap alimidir, Mevlânâ bir Fars şairidir.
    Evet, tarafgir ve iftiracı Avrupa yazar ve tarihçileri Türk milletine, arada bir büyük bir adam yetiştirmiş olmak şerefini bile verememişlerdir. Ve nihayet gün gelip, Mustafa Kemal'i de bizim elimizden almaya kalkmışlardır. Onu ya ana, ya da baba tarafından Türk'ten gayrı bir sürü ırka mal etmek istemişler veya hiç değilse bu kadar yüksek bir insan örneğinin Türk dünyası gibi geri ve çorak bir çevreden çıkmış olmasına üzüntülerini belirtmişlerdir.
Atatürk, bunların hepsini görüyor, okuyor ve içleniyordu. Gece gündüz bütün düşüncesi, bütün hırsı bunu bir an önce değiştirebilmekti. Türk milletine o kadar derin bir güveni vardı ki, bütün dünya rekorlarının yeni Türk nesli içinden çıkan teknik ilim ve hüner sahipleri tarafından hemen kırılmak üzere olduğuna kaniydi. Her fırsatta özellikle kendi büyüklüğünden söz eden yabancı devlet temsilcilerine tekrar et-mekten usanmadığı "Bu millet benim gibi daha binlerce Mustafa Kemal çıkarır" sözünü Atatürk'ün yalnız alçak gönüllülük için söylediğine kani değiliz.
Ona İlk tarih merakını veren Wells (Vels)in eserinde Attilâ'ya mal edilen şöyle bir söz vardır:
"- Ben sizin gibi asîl bir adam değilim. Fakat asîl bir millettenim. Wells, Türk serdarının Batı Roma'yı fethettiği zaman, gösterişli bir kıyafetle karşısına çıkan bir Romalı yöneticiye böyle söylediğini rivayet eder.     Atatürk, ömrünün sonuna kadar bu fıkrayı ve bu sözü tekrar etmekten özel bir haz duyardı. Sonradan yavaş yavaş bu söz onun ağzında "Ne mutlu Türk'üm diyene!" hitabı şeklini aldı

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
(ATATÜRK - Kültür Bakanlığı 1981'den Özetlenerek)

TÜRK MUCİZESİ - Sevgi OCAK

TÜRK MUCİZESİ

   Türk milleti çalışarak kendisini yeniden yaratmış, varoluşun doruk noktasına çıkmayı başarmıştır.
Ben milyonlarca Türk gencinden biriyim. Gelecekte benden beklenen milyonlarca görevi korkusuzca yerine getirecek olan Türk genciyim. Soyum Türk soyu. Asırlardır Türk sözü duyulduğunda yer gök titrer, ne de olsa Türk milleti ölümü, esaret hayatından yeğ tutan asil bir millettir. Türk milletinin ilkesi şudur:
"Canı cananı bütün varımı alsın da Huda
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda."
   Arnold Toynbee'nin şu sözlerle anlatmak istediği bu ilke için yapılan
fedakârlıklardır: "Savaştan yoksul çıkmış bir ülkenin insanlarıydılar. Üstleri baş-ları dökülüyordu. Fakat en çetin askerin dahi dayanması güç olan şartlar içinde yeni bir savaşın müthiş hayatına severek ve isteyerek koşmuşlardı". Türk milleti böylesine azimlidir, çalışkandır. "Türk olmak çalışmak demektir". Türk milleti çalışarak kendisini yeniden yaratmış, varoluşun doruk noktasına çıkmayı başarmıştır. Bir millet düşününüz vatanı topyekün bir ölü evine dönmüş. Köyler, kentler harabe gibi. Yoksulluk, açlık...işte bu milletin gözü yaşlı anası çalışkanlığıyla askere elbise yetiştiriyor, gelini omuzlarında cephane taşıyor, küçük çocuklar boylarından büyük silahları kapıp cepheye koşuyor. Böyle bir millet mucize yaratıyor; bu "Türk Mucizesi"dir.
   "Türk olmak yaşamak demektir." Türk olmak misafirperverliği, yüksek ahlâkı, en başta insanlığı ife yaşamak demektir. İstiklâline sahip çıkmış bir milletin çocukları olarak başımız dik, alnımız pak yaşıyor ve gerektiğinde büyük bir gurur duyarak şunu söyleyebiliyoruz:
"Ne mutlu Türküm diyene!"

 

Sevgi OCAK
Antalya Anadolu Lisesi

VATAN KAVRAMI - Prof. Dr. Afet İNAN

VATAN KAVRAMI

   Mustafa Kemal 1919'a kadar asker kumandan olarak o zamanın, vatan topraklan kabul edilen sınırlarında çarpıştı ve ordular idare etti.
Trablusgarp'a giderken gençliğinin en heyecanlı devri içinde; bir vatan parçasını kurtarmaya koşmuştu. Birinci Dünya Savaşı'nda bir an önce vatan savunmasında vazife görmeye başlamak için, bulunduğu ataşemiliterilikten kurtulmaya çalıştı.
   Mustafa Kemal için vatan topraklan korunurken, hayat feda etmenin gerçek örnekleri gözleri önünde yaşanmıştı. Nice vatan evlâtlarının savaş meydanlarındaki ölüm iniltilerini o, kulaklarıyla işitmiş, gözleriyle görmüştür. Devlet sınırlarını terketmenin acısını büyük hüzünle hissetmiştir.
   Balkan Savaşı esnasında Trablusgarp'tan dönüşünde Mısır'a geldiği zaman, Makedonya'nın düşman eline düştüğü haberini almıştı. Bu haberden en büyük acıyı hissettiğini daima söylerdi. Doğduğu, büyüdüğü ve inkılâp fikirlerinin beslendiği şehir (Selanik) için, hayatının sonuna kadar hasret çekmiştir. En canlı hatıralarıyla daima bu şehrin bir çocuğu idi; en çok anlatmasını sevdiği hatıraları, hep o bölge içinde geçenlere ait olurdu. Hattâ ölümünden önceki günlerde heyecanlı bir rüya gördüğünü anlatırken, Selanik'te bir komitecilik olayının gerçekleşmesi sırasında Salih Bozok ile beraber bulunduklarını söylemişti. Bu olayları anlatmaktaki amacım şudur:
Mustafa Kemal'in birçok Türk ailelerinin yerleşmiş olduğu Osmanlı Devleti'nin bu bölgesine, derin hislerle ve gençliğinin canlı hatıralarıyla bağlı bulunduğuna işarettir.
   Başkumandan Mareşal Gazi Mustafa Kemal, İzmir'e muzaffer ordusu ile girdiği vakit, önünde kaçan düşman ordusunu kovalamak, Makedonya'ya el uzatmak isteyebilirdi... Fakat, Mustafa Kemal daha eyleme geçmeden önce kuvvetli olabilecek bir Türk vatanının sınırlarını aşmamak azmi ile bu işe başlamıştı. Zafer neşesi, Başkumandanı istilâ hırsı ve hisleriyle hareket ettirmemişti. O "Millî hudut dahilinde vatan bir bütündür." cümlesini (23 Temmuz 1919) Erzurum Kongresi'nde belirlemiş bulunuyordu. Misak-ı Millî ile tayin edilmiş olan bu Türk vatanını düşman istilâsından kurtarmak amacıyla, vatan evlâtlarının kanı dökülmüştü. İşte Mustafa Kemal Atatürk'te vatan fikri böyle şekillenmiş ve bu günkü vatanımızın her bir sınırında savaşmış bir insanın görgüsü ve kuvvetiyle, Türk için bir vatan bütünlüğü belirlenmiş ve kabul etmişti. İlk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, bu vatanın "hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir bütün" olduğunu, diğer devletlere de kabul ettirmiştir.
   Atatürk, kendi zamanında yaşayan ve milletleri için imparatorluk peşinde koşan, devlet ve hükümet reislerinin ideallerini asla benimsemedi. Hayaller kurmadı ve böyle hayal olabilecek fikirleri hiç bir zaman bizlere aşılamadı.
Sınırlarını, en son Türk nesillerinin kanlarıyla yoğurup çizdiği bu Türk vatanında; o, vatan kavramını manalandırdı.
   O, bir ölüm haberi karşısında, yurt toprağı için bana şu cümleleri
yazdırmıştı:
"Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaîyiz. Fakat sen Türk milletini ebedî hayatta yaşatmak için kalacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster." (1930)
Atatürk bu hitaplarıyla yurt toprağına kutsal kimliğini verirken onun
yaratıcılık ve hayatiyet kavramları üzerinde duruyor.
   İşte, Atatürk'ün sınırlandırdığı bu vatan toprakları kutsaldır. Onun üzerinde dost elleri sıkılır, fakat düşman ayaklarını bastırmamaya azimli olduğumuzu, bütün dünya bilir.

 Prof. Dr. Afet İNAN
(M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım, 1971)
 

VE İKİ KESİT- Şakir SARIÇAY

VE İKİ KESİT

   Gözümün önünde bir liste, tarihte neler neler olmuş Ağustos ayında. Hemen hepsi birer dönüm noktası olan ve kazanılan zaferler. Fakat bunlardan ikisi var ki, sanki yerlerini kendileri seçmişler. Biri başta, diğeri sonunda listenin. Biri kapıları açıyor ardına kadar, diğeri de suratına kapatıyor kapıyı düşmanın.
   Tarihin parıldayan iki sayfası. iki dönüm noktası. Şanlı geçmişimizin iki şanlı zaferi bunlar; 26 Ağustos 1071 Malazgirt ve 30 Ağustos 1922 Dumlupınar zaferleri.

   MALAZGİRT ZAFERİ
   Çağrı'nın oğlu. Adı Alparslan. Gerçekten adı gibi "Kahraman arslan"dı. Tahta çıkar çıkmaz sanki bu toprakları, bu cennet vatanı bize emanet edeceğini bi-lircesine ilk seferini batıya yöneltmişti. Yani Anadolu'ya.
Bugün küçük asya dedikleri, bizim anavatanımız dediğimiz Anadolumuza yönelmişti önce. Bir cuma günüydü. Beyaz elbisesini giymiş, cuma namazını orduyla birlikte kılmıştı. Sonra kılıcını çekerek secdeye kapanıyor
ve; "Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir, bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret" diye yalvarıyordu yaradana Alparslan. Sonra Sultan Alparslan "Allah Allah" nidalarıyla tozu du-mana katarak yürüdü askerleriyle Bizans üzerine. Karşıda ikiyüzbin kişilik koskoca bir Bizans ordusu, beri tarafta ise ellibin kişilik Türk ordusu. Sonuç malûm, inanan taraf ka-zanmıştı. ÇünKü Türkler, asker doğup asker ölen bir milletti. Koskoca bir ömür at sırtında geçerdi. Belki de bunun için "Türk doğuştan askerdir" deniliyordu.
   Anadolu'nun kapıları "Allah Allah" nidalarıyla açılmıştı ebediyyen bizim olmak üzere. Artık anayurdumuz burasıydı. Biz Anadolu'yu sevmiştik, O da bizi. Malazgirt Zaferinin 919. yılında şanlı Türk kumandanı Sultan
Alparslan'ı, ve onun isimsiz askerlerini şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun.

   DUMLUPINAR ZAFERİ
   Büyük savaşlardan çıkmıştı Türk milleti, şimdi de vatanı, bir zamanlar kendisinin bir parçası olan Yunanlı tarafından işgal edilmişti. Bu Yunan denilen millet, Avrupa'nın da desteğini alarak, büyük bir şımarıklık içinde Anadolumuza çıkmıştı. Belki de Avrupalının tâ Malazgirt'ten bu yana içinde taşıdığı (hatta daha önceden) kinin tezahürüydü bu. Belki de Türkleri geldikleri yere, yani Orta Asya'ya sürme plânın bir parçasıydı. Veya Kısaca bu "Şark Meselesinin uygulamaya konmasıydı. Yalnızdık hem de çok yalnız. Herhalde millet olarak kaderimiz böyleydi. Tarih boyunca hiç
yandaşımız olmamıştı. Belki de onun için "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" deniliyordjj. Dost olmuşuz dostlarımız yalnız bırakmış. Düşman olmuşuz zaten yalnız kalmışız. Bu bir tarihî yazgıydı.
Düşman iyice ilerlemişti. Batı Anadolu tamamen işgalleri altındaydı. Bize karşı her yönden üstündüler. Malazgirt'te olduğu gibi. Fakat iman gücü bakımından durum lehimizeydi. Türk ordusunun giyecek ayakkabısı yoktu. Asker sayısı az, cephane sınırlıydı.
   26 Ağustos sabahı başlayan ve "Allah Allah" nidalarıyla Dumlupınar'da son darbe vurulan Yunanlılar kaçmaya başlamışlardı. Böylece Dumlupınar zaferi, Mustafa Kemal'in deyişiyle "Rum Sındığı" savaşı kazanılmıştı. 1071'deki zafer tekerrür etmişti. Malazgirt'te denize dökülmemişlerdi. Fakat, Dumlupınar zaferinden dokuz gün sonra, İzmir'de Diogenes'in torunları denize dökülmüştü. Tarihin tekrarını kendisi istemişti Yunanlı. Akif'in dediği gibi, ders alınsaydı tarihten, acaba tekerrür eder mi idi tarih.
Sultan Alparslan'dan sekizyüzellibir sene sonra Mustafa Kemal. Demek ki, bunca asır geçmesine rağmen hiçbir şeyini kaybetmemişti Türk. Hâlâ inançlı, hâlâ cesur, hâlâ düşmanına aman vermiyordu. Dumlupınar kumandanını ve onun isimsiz askerlerini şükranla anıyoruz.
   Sultan Alparslan'dan sekizyüzellibir sene sonra Mustafa Kemal. Demek ki, bunca asır geçmesine rağmen hiçbir şeyini kaybetmemişti Türk.

 Şakir SARIÇAY
Dokuz Eylül Üniversitesi IIB Fakültesi Buca/İZMiR

ÖZGÜRLÜK DUMANI - Yaman Vurmaz

ÖZGÜRLÜK DUMANI

   Dününü düşünüyorum da ülkemin, her fidesi teker teker koparılmış, cananlar canlarından ayrılmış, insanlarımız mahzun ve bedbaht... Uçsuz bucaksız topraklarımız, vatanımız dediğimiz topraklarımız, düşman elleriyle yağmalanmıştı. Ormansız kalmıştı yaralı ağaçlarımız. Topraklarımız birer birer işgal ediliyor, insanlarımız acımasızca katlediliyorlardı. Acımasız olan gerçek yüzlerini gözler önüne seren düşmanlar, çılgınca yağmalıyorlardı vatanımızı. Asi bir deli rüzgâr yaralamıştı sanki kanatlarımızı, kâbus gibi üzerimize çöken esaret rüzgârı ise, her şeyden daha acıydı. Deli bir fırtınaydı sanki bu. Fırtına öncesi sessizlikten sonra yaşanan ateşli ve acı olayları barındıran amansız günlerdi, o günler. Her günü, bin yıllık işkenceyi andırıyordu. Bir mucize gerekliydi akan sulara dur diyecek. Bu mucize, Türk gençliğinin ufkuna güneş gibi doğan Ulu Önder'den başkası değildi. İşte o beklenen an gelmişti. Ulu önder dağınık güçleri toplamış; tek yumruk olunmuştu. Kanlı çarpışmalar, ateşli anlar, dehşet dolu günler yaşandı. Ama yılmayan Türk insanı amacına ulaşmış, zafer bayrağını alnının akıyla sonsuzluk gönderine çekmişti. Özgürlüğe ulaşmış Türk evlâdının yükseliş zaferiydi bu. Bir atmacanın süzülüşü değil, göklere yükselişiydi bu.
    Büyük bir zaferin öyküsüydü işte bu...Hatice Anaların cephane taşıdığı, Mehmetlerin canla başla savaştığı, şehit kanlarının aktığı, akan kanlarla göklerde bir yıldız gibi parlayan istiklâl bayrağımızın şahlandığı bir mücadelenin eseriydi bu vatan. İşte böyle bir vatana, anamız dediğimiz vatanımıza gözümüz gibi bakmalı, onu sakınmalıyız. Ulu Önder'in yüksek devrimini, yüce eserini korumalı, bize emanet edilen Cumhuriyeti özgürce yaşatmalıyız.
    Türk'ün adı Cumhuriyet, ülküsü özgürlüktür. Her bacada bir duman gereklidir. Bizim bacamız yüce Ata'nın yolu, dumanımız ise özgürlük ateşinin dumanıdır.

 

Yaman Vurmaz
Ereğli E.M.L. Öğrencisi /ZONGULDAK
 

30 Ağustos Zafer Bayramı Şiirleri

30 Ağustos Zafer Bayramında okunabilecek veya kullanılabilecek şiirler

30 Ağustos Şiiri - Ahmet Kutsi TECER

30 AĞUSTOS

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos
İçime bir ordu havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular...

Geçer tunç adımlar demir göğüsler,
Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar,
Hepsinin alnında zaferden süsler.
Geçer hayalimde bir bir alaylar.

Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al,
Geçer dağlar, geçer yollar, şehirler...
Yangınlar üstünde ince bir hilal!..
Yaralılar düşe kalka geçerler.

Çılgın bir istekle bu şan akını
Afyon’dan, izmir’e kadar çağıldar.
Unutmuş at gemi, kılıçlar kını,
Can canı unutmuş zafere kadar.

Ne var bu dünyada sana yakışan,
Alnında bir zafer sabahı kadar;
Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman,
Sana zafer kadar yakışan ne var?

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos,
İçime bir zafer havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular...

Ahmet Kutsi TECER

30 Ağustos Şiiri - Nazile DEMİR

30 AĞUSTOS

Bugün güneş sevinçli, gülümsüyor yurduma,
Vatanı saran düşman ermiş muradına,
Bakın nasıl kaçıyor hiç bakmadan ardına,
Zafer Türk milletinin, kavuştu öz yurduna.

Dört yıl gece gündüz savaşmıştık durmadan,
Rahat nefes almadık vatanım kurtulmadan,
Önümüzde altın saçlı ay bakışlı kumandan,
Düşmanları mahvettik silahımız olmadan.

Kadın, erkek yan yana, taş, değnek, kürek ile
Düşmanları kovarken tepeler geldi dile,
Ölüm korkusu yoktu, ölürken bile bile,
İşte bu ruh bizleri destan etmiş dillere.

Nazile Demir

Kocatepe Şiiri - Behçet Kemal ÇAĞLAR

KOCATEPE

Bir ulusta kan kaynamış
Ağustos’un sıcağından.
Nabzı odur, gündüz gece
Vuruyor tarih içinde.

Çaldıran’dan Yavuz ağmış,
Malazgirt’ten de Alpaslan.
Alnından onlar öptükçe
Yürüyor tarih içinde.

Boz kalpağıyla kar yağmış
Altın saçıyla gün vuran
Bir canlı Kocatepe O.
Duruyor tarih içinde...

Ay-yıldızı gökte doğmuş
Yerde al kanla yuğrulan
Bayrağı öpe öpe O.
Sarıyor tarih içinde

Behçet Kemal ÇAĞLAR

Zaferden Dönenlerin Türküsü Şiiri - Kemalettin KAMU

ZAFERDEN DÖNENLERİN TÜRKÜSÜ

Anneler dindiriniz gönlünüzün yasını,
Düşman kanıyla sildik palamızın pasını...
Yeniden çizmek için vatan haritasını
Hep ateşten ve kandan bir sahneye çevirdik
Gökleri çatırdayan bir vatan parçasını.

Anneler, ağlamayın dönmeyenlerinize,
Yurda saldıranları getirdik işte dize.
Şu dağların üstünden yol ararken denize
Çöktü hücumumuzdan düşmanla dolu dağlar,
Gökler genişleyerek denizler geldi bize.

Biz, taze kanların hürriyete katan
Bir nesliz, ülkemizde biziz biricik sultan,
Tan yeri nur alıyor gururlu alnımızdan,
Karşımıza çıkmayın başı dumanlı dağlar,
Bizden zafer müjdesi bekliyor anavatan.

Kemalettin KAMU

Eylül Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

1 Eylül Dünya Barış Günü

İkinci Dünya Savaşı diye bilinen İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı, 1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya'yı işgaliyle başladı. Ardında elliikimilyon ölü, milyonlarca yaralı, sakat ve moloz yığını haline gelmiş kentler ile acı ve gözyaşı bıraktı. Mayıs 1945’de son buldu. İnsanlık tarihinin bu en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşının başladığı gün, yani 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak kabul edildi.

1 Eylül Dünya Barış Günü İle İlgili Konuşma Metni

DÜNYA BARIŞ GÜNÜ

      İnsanlık aleminin geleceği için en önemli ve anlamlı günlerden biri olan "1 Eylül Dünya Barış Günü"nde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini bir kere daha hatırlatmak istiyoruz.

     Demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne inanan ve yıllardır terörün acısını yüreğinde hisseden Türk Anneler Derneği, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, dünyanın değişik coğrafi bölgelerinde, farklı isimler altında insanlık suçu işlemeyi sürdüren ve dünya barışını tehdit eden bütün terör örgütlerini lanetlemektedir.

    Bilginin ve teknolojinin hızla yaygınlaştığı, özgürlükçü demokrasinin giderek önem kazandığı globalleşen dünyamızda, insanların huzur, güven ve mutluluk içinde yaşamasının temel koşulunun, "şiddet ve terör örgütlerine karşı işbirliği ve dayanışma yaparak, barış ve dostluk ortamının sürekliliğini sağlamak" olduğunu düşünüyoruz.

     Türkiye, Atatürk’ün ortaya koyduğu ve tüm milletimizce de benimsenen "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesini, temel ve vazgeçilmez bir ilke olarak, her platformda savunmuş ve bu barışçı tutumuyla, dünya ülkeleri arasındaki saygın yerini de almıştır.

    Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu gibi dünyanın en yoğun sorunlarının ve çatışmalarının yaşandığı bir bölgede yer alan Türkiye, barış ve huzurun korunması, demokrasinin yerleşip, kökleşmesi için çaba sarf ederken, terör örgütleri, bölge barışını tehdit etmeye ve kaos yaratmaya çalışmaktadırlar. Terörle mücadele sırasında uygulamada bazı aksaklıklar yaşansa da, Türkiye, bu tür olumsuzlukları, demokratik bir yaklaşımla ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde aşmaya çalışmaktadır.

    Cumhuriyetle beraber 70 yılı aşkın bir süredir, tüm anlaşmazlıkların karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesi içinde, diyalogla çözümlenmesinden yana olan Türkiye, bölgede barış ve istikrarın sağlanması için, ırk, dil, din, kültür farkı gözetmeksizin tüm insanlığı işbirliği ve dayanışmaya çağırmaktadır.

    Bu nedenle, barış ve istikrar ortamını bozucu bölgesel anlaşmazlıkların, şiddet ve terör hareketlerinin önlenmesi, açlıkla mücadele, çevre sorunlarına çözüm bulma gibi konularda sağduyu sahibi herkesin, üzerine düşen görev ve sorumluluğun bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.

     1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, terörden arınmış bir dünyada, mutluluğa, huzura, sevgiye, hoşgörüye, kardeşliğe ve evrensel barışa hep beraber kucak açalım!…


Türkan Aksu
Türk Anneler Derneği
Genel Başkanı

1 Eylül Dünya Barış Günü İle İlgili Şiirler

Barışın Türküsü

Ben dostluğun türküsünü söylerim,
Düşmanlık neyime.
Barış ve Mutluluk benim gayem.

Ben huzuru isterim,
Kavga benim neyime.
Kardeşçe yaşamak varken,
Didişmek niye.

Ben Türküm,
O Fransız, sen Alman.
Ne fark eder?
Hepimiz insanız,
Sevgiye muhtacız.

Ben barışı isterim,
Savaş benim neyime.
Taşırız hepimiz bir can,
Kim olmak ister ki bî can.

Haydi insanlar,
Gelin bir araya,
Sussun silahlar,
Söylensin artık barışın türküsü.. Adı Barış Olacak

Yakında bir oğlum olacak
adını "Barış" koyacağım
Savaşın ortasındayken bile
yüzü hep gülecek yavrumun
Gülen fotoğraflarına bakacağım
Hasbelkader cephedeysem
Yaşama umudum olacak
benim gül yüzlü ciğerparem
Ya kızım mı olursa?
Ne fark eder ki?
Öğütledim hayat arkadaşıma
Adı yine "Barış" olacak
Av.Dr.Özcan Günergök

 
 Bir Barış Yılı Bir Kış Günü

(Türkiyem ve terör)
Yüreklerde sevgi eksikti
Bir serseri kurşun daha sekti,
Bir çocuk daha öldü.
Kar üstüne kan düştü,
...sonra da çocuk.

Ümit tükenmiş,gözler kaygılı
Kimsenin haberi yok ama
bir barış yılı.
Duvarlarda yazılar,pankartlar
...kimi bombalı
Ne yapmalı...ne yapmalı?

Kar üstüne kan düştü,
...sonra da çocuk.
Herhangi bir kış günüydü,
Bir çocuk daha öldü.
Hava soğuk,hava soğuk !..
Tüm yürekler üşüdü...

 

 

(Özdemir İnce'nin Çevirsi)

BARIŞ
Çocuğun gördüğü düştür barış,
annenin gördüğü düştür barış,
ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir barış;
Gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir
gülümseme elinde yemiş dolu bir zembil ve
alnında ter tomurcukları,
Pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi;
Akşam üstü eve dönen babadır barış,
Dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken
ağaçlar diktiğimizde
havan mermilerinin kazdığı çukurlara;
Yangının kavurduğu yüreklerde
ilk tomurcuklarını açarken umut
ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek
yana dönüp içerlemeksizin uyuyabildiklerindedir
barış…
Barış yemek kokusudur tüten,
arabanın yolda durmasının korkutmadığı,
Kapı çalınmasının dost demek olduğu,
Ve pencereyi saat başı açmanın renklerinin uzaktaki çanlarıyla
gözlerimizin bayram etmesini sağlayan
gökyüzü demek olduğu zamandır barış;
Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır,
Uyanan çocuk önünde
başaklar birbirlerine eğilip işte ışık ışık ışık dedikleri
Ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır barış;
Hapishaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman,
Eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği zaman
geceleyin,
Cumartesi akşamları mahalle berberinden çıkan yeni tıraş olmuş
bir işçi gibi baharda ay buluttan çıktığı zamandır barış;
Geçmiş gün yitirilmiş bir gün olmadığı, sevinç yapraklarını akşamın içine salan bir kök ve kazanılmış bir gün hak edilen bir uyku olduğu zaman acıyı kovmak için zamanın dört bir bucağından güneşin hemen ayaklarını bağladığını duyduğun zamandır barış.......
Barış ışınlar demetidir yaz ovalarında iyilik alfabesin tanın dizlerinde,
Kardeşim dediğin yarın kuracağız dediğin zaman kuracağız dediğimizi kurunca
türkü çağırdığımız zamandır barış;
Ölüm yüreklerde az yer kapladığı ve güvenli parmaklarla
mutluluğu gösterdiği zaman bacalar;
ikindi vaktinin büyük karanfilini
ozan ve proleter aynı şekilde kokladığı zamandır barış;
insanların sıkışan elleridir barış,
Dünyanın masasındaki ekmektir,
Gülümsemesidir annenin
Budur yalnızca
başka bir şey değildir barış
Ve toprakta derin yarıklar açan sabahlar
tek bir sözcük yazarlar,
Barış başka bir şey değil barış;
Dizelerimin rayları üzerinde
buğday ve güller yüklenmiş geleceğe doğru yol alan bir trendir barış,
Kardeşlerim barış içinde derin derin soluk alıyor tüm dünya bütün düşleriyle
verin ellerinizi kardeşlerim işte budur barış…..

 

 

 
 Savaşa Savaş Açacağım
Savaşa savaş açacağım.
Bebekleri sevgiyle doyurup,
Sevgiyle yoğuracağım.
Bir düşü gerçekleştirip,
Savaşların kökünü kurutacağım.
Nefreti, kini, düşmanlığı,
Barış potasında eritip,
Barıştan bir dünya kuracağım.
Sararan yeşil ot, daldaki yaprak,
34 yıldır bastığım bu toprak.
İçtiğim su, soluduğum hava,
Denizdeki dalga, çatıdaki yuva.
Yağan yağmur, esen rüzgâr,
Havadaki bulut, eriyen kar.
Uçsuz bucaksız çöl,
Yorulmuş durgun göl,
Mis kokan kızıl gül, uzayıp giden yol.
Dağ, taş, kum ve çakıl,
Dünyayı yöneten yumruk kadar akıl.
Yerdeki ağaç, gökteki yıldız,
Baba oğul, ana ve kız.
Beşikteki bebek,
Çiçekteki kelebek,
Kurt kuş, börtü ve böcek,
Milyonlarca, milyarlarca yürek.
Yer barış, gök barış, deniz barış, arş barış,
Şiir barış, marş barış,
Zengin barış, fakir barış,
Zikir barış, fikir barış
Bu yuvarlağı karış karış,
Barışla dolduracağım.
Savaşa yer kalmayacak.
Zamanı barışta donduracağım.
Bir daha savaş tamtamları çalmayacak.
Ne kan akacak,
Ne bombalar patlayacak,
Ne de analar ağlayıp,
Sevgililer ağıt yakacak.
Ölümü öldüreceğim,
Savaş tüccarları ölümlü bulamayacak.
 


BARIŞA ÇAĞRI
Ne savaşlar gördüm
Kazanan hiç olmadı
Ölüm, zulüm, ayrılık
ve savaş tacirlerin den başka.
Barışla atılır
sevgi tohumları.
Ondandır gülüm,
her bahar filizlenir,
inadına savaşların.
Rengarenk çiçek olur,
çıkar yeryüzüne.
Selamlar bizleri.

Şimdi sorarım size.
-Bu güzellikleri görüp
-Bu güzellikleri yaşamak varken
Savaşmak niye?
Sevgi tohumlarını çürütüp,
Kin tohumlarını yeşertmek niye?

Ekin sevgi tohumlarını,
düşünün biraz.
En katı yürekler bile
Sevgi ve güzelliklere karşı
duyarsız değildir.
Umutlarınızı bu yönde yeşertin.
Barışın lütfen...

19 Eylül Gaziler Günü

Gaziler günüyle ilgili konuşmalar, şiirler, oyunlar, sözler hepsi burada..

Linklere tıklayıp indirebilirsiniz.

24-30 Eylül İlköğretim Haftası

İlköğretim Haftasıyla ilgili bilgiler, konuşma metinleri, şiirler ve diğer dökümanlar linklere..

İlköğretim Haftası Konuşma Metni

Saygıdeğer müdürüm, değerli öğretmen arkadaşlarım, sayın veliler, sevgili öğrenciler,

İlköğretim haftasının kutlandığı bu günde, Atatürk’ün özlediği çağdaş uygarlık düzeyinin ancak bilgi ile mümkün olacağının bilinciyle 2006-2007öğretim yılına başlıyoruz

İlköğretim haftası çağdaş eğitimin gerçeklerinin konuşulduğu,ilköğretimin,okuma-yazmanın öneminin, kişiye ve topluma sağladığı yararlarının anlatıldığı bir haftadır.

Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkabilmek Türk milletinin özlemidir.Bu özlemi gerçekleştirmede en büyük önderimiz ise bilgi olmalıdır.Bu bilgileri kullanan öğrenciler bilimi ve teknolojiyi kabul etmiş,edindiği bilgileri, yaşamda karşılaştığı problemleri çözmede kullanabilen insanlar olmalıdır.Eğitim kurumları arasında önemli bir yere sahip olan ilköğretim okulları bu bilgilerin temelinin atıldığı bir kurumdur.Kişilerin önce kendisine sonra aile ve çevrelerine yararlı olmaları ancak eğitimle mümkün olacaktır.Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi eğitimli insan sayısıyla ölçülür.

Yeni bilgiler,yeni dostluklar,güzel günler ve aydınlık fikirlere kavuşmamız dileğiyle ilköğretim haftanızı kutluyorum.

İlköğretim Haftası örnek konuşma metni

Sevgili Arkadaşlar! Bildiğiniz gibi ilköğretim sekiz yıldır ve zorunludur. Okullarımızın açıldığı ilk haftayı, İlköğretim Haftası olarak kutluyoruz. Şu anda hepimiz, yeni bir öğretim yılına başlamış olmanın coşkusu içindeyiz. Kavuştuğumuz okulumuz, öğretmenimiz ve arkadaşlarımız, hepimizi sevince boğdu. Aramıza yeni katılan arkadaşlarımızla bir an önce tanışmayı arzuluyoruz. Okul bizim ikinci evimizdir. Beraber yaşamayı, sevgiyi, dostluğu ve arkadaşlığı burada öğreniyoruz. Öğrendiğimiz bilgiler yanında, oynadığımız oyunlar ve söylediğimiz şarkılarla hoşça vakit geçiriyor, ortak sevinçler paylaşıyoruz. Kendimize, ailemize, çevremize, milletimize ve insanlığa faydalı olmak, okuma – yazma öğrenmekle başlar. Daha sonra öğrendiklerimizle ise, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, bilimi hurafeden ayırır ve bugünkü dünyanın ulaştığı bilgi birikimini elde ederiz. Bilgisiz ve eğitimsiz insanlar daha çok suç işler. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi eğitimli insan sayısıyla ölçülür. Yeni bilgiler, yeni dostluklar, güzel günler ve aydınlık fikirlere kavuşmanız dileği ile, İlköğretim Haftanızı kutluyorum.

3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası

Hem yaşam kalitesini yükseltmek hem de hastalıkları oluşmadan önce önlemek için halk sağlığına yönelik çalışmalar artarak sürdürülmektedir. 20-30 yıl öncesine kadar halk sağlığı çalışmalarını daha çok kolera, tifo gibi salgın hastalıklara karşı korumada alınması gereken önlemler oluştururken , günümüzde daha çok AIDS, kanser gibi tedavi süreci uzun ve etimaliy yüksek hastalıklar halk sağlığını tehdit eden sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Koruyucu hekimlik çalışmalarını yaygınlaştırmak, toplum bilincini yükselterek hastalık meydana gelmeden önlemek ve hayat standartını yükseltmek halk sağlığı çalışmalarının ana amaçlarıdır.

Bu bağlamda Sağlık Bakanlığı Aile hekimliğiyle ilgili gerekli yasal düzenlemeleri yaparak koruyucu sağlık hizmetlerini de bu yolla sunmak için çalışmalarını sürdürmektedir.

Ekim Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü

Hayvanları Koruma Günüyle ilgili konuşmalar, şiirler, oyunlar, sözler hepsi burada..

Linklere tıklayıp indirebilirsiniz.

Dünya Hayvanları Koruma Günü Hakkında Bilgi

Yeryüzünde pek çok hayvan yaşar. Bunların bir kısmı evcilleştirilmiştir. İnsanlarla birlikte yaşarlar. Evcil olmayanlar, başıboş, kontrolsüz dağ, bayır gezer dururlar.

Hayvanların insanlara faydaları çoktur. Onlardan et, süt, yumurta, yağ, peynir, bal, sucuk gibi besinler elde ederiz. Bazı hayvanların gücünden yararlanırız. Bazılarının derisinden, tüyünden, gübresinden faydalanırız.

Evin kedisi evdeki zararlı böcekleri ve fareleri yakalar. Köpek evimizi ve hayvanlarımızı korur, bize bekçilik yapar. Tavuğun yumurta ve etinden, horozun sesinden, tüyünden ve etinden faydalanırız. At, eşek ve katır gibi hayvanların gücünden faydalanırız, yüklerimizi taşırlar, arabalarımızı çekerler, bizi de taşırlar. Manda, inek, koyun bize süt, et verir. Öküz tarlamızı, harmanımızı sürer, arabamızı çeker.

Bilim adamları hayvanlar üzerinde deneyler yaparlar. İnsanlık için faydalı olacak buluşlarını bu deneyler sonunda ortaya çıkarırlar. Hayvanların bu bakımdan insana faydası vardır.

Bize pek çok faydaları olan hayvanları biz de sevelim ve koruyalım. Onları rahatsız etmeyelim. Yaralı ve hasta olanları hemen veterinere götürelim. Hayvanlara iyi bakıp besleyelim.

Her yıl Ekim ayının 4.günü “Hayvanları Koruma Günü” olarak kabul edilmiştir. O gün gelince okullarda, radyo ve televizyonlarda hayvanların faydaları üzerinde konuşmalar yapılır. Hayvanlara karşı nasıl davranılması gerektiği anlatılır.

Dünya Hayvanları Koruma Günü Hakkında Genel Bilgi

Canlılar dünyası ; insanlardan, bitkilerden, ve hayvanlardan oluşur. İnsanlar eskiden beri hayvanlarla ilgilenmişlerdir. Kütüphanelerimizde içi yalnız hayvan resimleriyle dolu ansiklopedilerimiz de vardır. Bu ansiklopedilerde hayvanların ; özellikleri, beslenmeleri, bakımları, çoğalmaları, hastalıkları ve yararları anlatılır.

Hayvanlar, duyu ve hareket yetenekleri olan canlılardır. Hayvan dostları ilk kez İngiltere’de 1822 yılında bir araya geldiler. Hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranmalarını ve hayvanların daha iyi koşullarda beslenme ve korunmalarını sağlamak amacıyla Hayvanları Koruma Birliği‘ni kurdular. Yurdumuzda Hayvanları Koruma Derneği 1908 yılında kuruldu. Aynı amaçlı dernekler birleşerek Hollanda’nın başkenti Lahey’de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu‘nu oluşturdular. 1931 yılında toplanan bu kuruluş 4 Ekim‘i Hayvanları Koruma Günü ilan etti.

İlk çağlarda insanlar, hayvanlardan korkuyorlardı. Hayvanlardan korunmak için evlerini dağların yamaçlarına, kayalıklara kuruyorlardı. Zamanla insanlar hayvanlara yaklaştılar. İnsanlar daha ilk çağda kedi, köpek, at, koyun, sığır, keçi gibi hayvanları evcilleştirdiler. Evcilleşen hayvanlar, insanların yardımcısı oldu. Pek çok kitapta, filmlerde, sahipleri için canını veren hayvan öykülerini okur, izleriz. Hayvanların sahiplerine bağlılıkları, hayvan sevgisinin doğup büyümesine yardımcı oldu. Hayvanları seven insanlar, hayvan hastalıklarını iyileştirmek için çalıştılar. Bugün uygar ülkelerde hayvan hastaneleri kurulmuştur. Veterinerler hayvan hastalıklarını belirleyip iyileştiriyorlar. Hayvan hastalıklarına karşı önlem alınıyor. Hayvanları hastalıklardan korumak için aşı yapılıyor.

Başlıca besinlerimiz olan et, süt, yumurta, yağ hayvanlardan sağlanır. Giyeceklerimizin bir bölümü de hayvanların derisinden, yün ve tüylerinden yapılır. İnsan sağlığı için gerekli olan aşı ve serumun yapılmasında da hayvanlardan yararlanılır. Kafesteki kanaryanın ötüşünü dinlemek, akvaryumdaki balıkları seyretmek bizi dinlendirir. Çiçekten çiçeğe, ağaçtan ağaca dolaşan böcekler, bitkilerin çoğalma olayına yardımcı olur. Çevremizdeki hayvanlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yararlanıyoruz. Kuşkusuz akrep, yılan gibi zararlı hayvanlar da vardır. Bu zehirli hayvanlardan kendimizi korumalıyız.

Hayvanları sevenler, insanları daha içten severler. Hayvan dostları mutlu olmayı sevgide ararlar. Hayvanları koruyalım. Hayvanlara eziyet etmeyelim. Hayvanları sevelim. Onlara yardımcı olalım. Hayvanları Koruma Günü’nde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım.

Dünya Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Güzel Sözler

  • · Karıncadan ibret al, yazdan kışa hazırlan.

  • · Kedi beslemeyen, fareleri besler.

  • · Arı bal alacak çiçeği bilir.

  • · Hayvanlar en uysal dostlarımızdır.

  • · Hayvanlar sevildiğini bilir.
  • Dünya Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Örnek Konuşma Metni

    Sevgili Arkadaşlar!
    Hayvanların, insan yaşamında büyük önemi vardır. İlk evcilleştirilen hayvanların köpek olduğu sanılıyor. Sonraki zamanlarda ise koyun, keçi, at, boğa, tavuk ve kedi gibi hayvanlar evcilleştirilmiştir.
    Her canlının, doğadaki dengenin korunmasında bir rolü vardır. Soyları bilinçsizce tüketilen canlılardan sonra, doğada büyük sorunlar yaşanmaya başlamıştır. Artık günümüzde, nesilleri tükenmekte olan hayvanları korumak için büyük gayretler gösterilmektedir.
    Sevgili arkadaşlar! Hayvanlara işkence yapmak bir insanlık suçudur. Hayvanlara acımayanların, insanlara hiç acımayacağını söylüyor bilim adamları. Zor durumda kalmış hayvanlara mutlaka yardım etmeliyiz. Kuşların, karıncaların yuvalarını bozmak, yumurtalarını almak çok kötü bir davranıştır. Hayvanları korkutup ürkütmek, sapanla kuş vurmak, şakadan da olsa, istemedikleri gibi davranmak da kötüdür. Bakımını üstlendiğimiz hayvanların yiyeceklerini, içeceklerini düzenli vermeli, aşılarını yaptırmalıyız. Yiyecek artıklarını, hayvanlara veya hayvan besleyicilerine vermeliyiz.
    Hayvanlara daha iyi davranılmasını sağlamak isteyen İngiliz hayvanseverler, 1822 yılında bir araya gelerek “Hayvanları Koruma Birliği”ni kurdular. Hayvanları koruma amacıyla yurdumuzda açılmış olan ilk dernek, 1908 yılında kurulmuş olan “Hayvanları Koruma Derneği”dir. Dünyadaki hayvan koruma derneklerinin bir araya gelerek oluşturdukları “Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu”, 1931 yılında yaptığı toplantıda, 4 Ekim gününü “Hayvanları Koruma Günü” olarak ilan etti.
    Hayvanları Koruma Günü’nün amacı; hayvanlara karşı sevgi ve acıma duyguları uyandırmak, onları korumak ve haklarına saygı duyulmasını sağlamaktır.
    Hayvan sevgisi, insandaki yardımlaşma, iyilikseverlik ve sevgi gibi duyguları geliştirir.
    Bugün bir hayvanı sevindirmeye ne dersiniz?

    Dünya Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Şiirler

    YUVA
    Sordum bir gün arıya

    Yok mu senin bir yuvan

    Vızıldayıp gösterdi

    Bana koca bir kovan

     

    Dönüp sordum serçeye

    Ya seninki nerede

    Cik cik dedi benimki

    Dal üstünde tepede

     

    Annem bana o akşam

    Öğütler veriyordu

    Güzel güzel dinledim

    Bana şöyle diyordu

     

    Senin yuvan ikidir

    Biri okul biri ev

    Kıymetini iyi bil

    Sev onları çok çok sev.
     KEDİM
    Kedim henüz bir yaşında,

    Uyuyor soba başında.

    Hem cesurdur, hem de kurnaz,

    Bir tıkırtı duyar duymaz,

    Uyanır aslan kesilir,

    Gözleri volkan kesilir.

    O geldiği günden beri,

    Bizim evin fareleri,

    Damdan, tavandan indiler,

    Birer deliğe sindiler.

    Koşup yakalıyor hemen,

    Yuvasından, deliğinden.

    Çıkanları diri diri,

    Artık bunlardan hiç biri.

    Dolaplarıma girmiyor,

    Kitaplarımı kemirmiyor.

    Orhan Seyfi ORHON

    KUŞLARLA
            Kuşlar uçar,

            Ben koşarım;

    Onların kanatları var,

    Benim kanadım kollarım.

    Kuşlar kanadını çırpar,

    Ben de kolumu sallarım…

    Uçun kuşlar, uçun kuşlar;

    Hepinizle yarışım var!

     

            Uçtu kuşlar,

            Bende koştum;

    Koştum yarı yola kadar;

    Ta önüme bir uçurum

    Çıktı, orda kaldım naçar.

    Yoo, çekemem öyle kurum!

    İsterseniz, haydi tekrar

    Yarışırız…Uçun kuşlar!

    Tevfik FİKRET


     GÖÇMEN KUŞLAR
    Gittiniz hep dizi dizi,

    Bıraktınız ülkemizi,

    İlkbaharda gene gelin,

    Unutmayın sakın bizi.

     

    Gelmeden kış, yağmadan kar,

    Gidin, gidin güzel kuşlar,

    Uzak güney illerinde,

    Bol yiyecek, bol güneş var.

     

    Türkülerle gidersiniz,

    Kim gösterir size yol, iz ?

    Ürkütmez mi kalbinizi,

    Yüce dağlar, coşkun deniz ?

     

    Gökte olup sıra sıra,

    Kayboldunuz ufuklarda,

    Göçmen kuşlar, güzel kuşlar,

    Yine gelin ilkbaharda!…

    Zeki TUNABOYLU
     

     

    KUZUM
    Mini mini bir kuzum var,

    Çayırlarda gezer oynar.

    Hep arkamdan koşar, gelir,

    Yaramaz pek neşelidir.

           Yanından ayrılsam biraz,

           Hemen yanık yanık meler.

           Kırdaki otlara doymaz,

           Daha ister neler neler.

    Şeker, arpa, fıstık, üzüm,

    Çok bilmiştir iki gözüm.

    Dr. Ali Rıdvan UNAR

    SERÇELER
    Bir gün gelir, geçer bu geceler

    Tırtıllar tırmanır yapraklara

     

    Damla damla sızmaz dudaklara

    Kalbin kaynağından bu heceler

     

    Alnı işleyerek düşünceler

    Gözyaşı döker zambaklara

     

    Ve üşüşür olgun başaklara

    Akşamın dallarından serçeler.

    Ahmet Muhip DIRANAS

    KEDİM
    Ne güzel bir kedisin,

    Mırıl mırıl edersin.

    Gözlerin ateş saçar,

    Seni gören fareler kaçar.

     

    Kuyruğunu sallarsın,

    Delikleri koklarsın.

    Sen de olmazsan eğer,

    Evlerde hep fare gezer.

    Arife HANCI


    TEKİR İLE MİNİK KUŞ

    Tekir kedi acıkmış,

    Bir ağaca tırmanmış,

    Avını düşünerek,

    Beklemeye başlamış.

     

    Biraz sonra kuş gelmiş,

    Kediye "cik, cik" demiş,

    Tekir ona acımış,

    Minik kuşu yememiş.

    Ülker ORDU

    Evrensel Hayvan Hakları Bildirisi

    15 Ekim 1978'de Paris' te Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi yayınlandı. Bildirinin maddeleri aşağıdadır.

    1.  Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.

    2.
      Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. İnsan, hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır.

    3.
      Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

    4.
      Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.

    5.
      Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.

    6.
      İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.

    7.
      Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.

    8.
      Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.

    9.
      Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.

    10.
    Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.

    11.
    Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.

    12
    . Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.

    13.
    Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.

    14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır. 

    Hayvanların Korunması İçin Neler Yapmalıyız?

    1- Zor durumda kalmış hayvanları koruyalım. Onların bakımına yardımcı olalım.

    2- Bakımını üstlendiğimiz hayvanların yiyeceklerini, içeceklerini düzenli verelim. Aşılarını zamanında yaptıralım.

    3- Hayvanlara eziyet edilmesi insanlıkla bağdaşmaz. Öte yandan bu davranış yasalarımıza göre suçtur. Bu suçu işleyenleri uyaralım.

    4- Kuşların, karıncaların yuvalarını bozmayalım. Yumurtalarını almayalım. Avlanma mevsimi dışında kesinlikle av hayvanlarını avlamayalım.

    5- Hayvanları korkutmayalım, ürkütmeyelim. Onlara şakadan da olsa eziyet etmeyelim.

    6- Bakamayacağımız hayvanları eve almayalım. Biz almazsak belki bakabilecek biri alır.

    7- Yiyecek artıklarımızı, özellikle ekmeği, çöplüğe atacağımıza yakınımızda bulunan hayvan besleyicilerine verelim.

    8- Sapanla kuş avlamayalım. Avlamak isteyenlere engel olalım.

    8-12 Ekim Ahilik Kültürü Haftası

    Ahilik Kültürü Haftasıyla ilgili konuşmalar, şiirler, oyunlar, sözler hepsi burada..

    Linklere tıklayıp indirebilirsiniz.

    Dünya Uzay Haftası - 4-10 Ekim

    DÜNYA UZAY HAFTASI:  4-10 Ekim

    1999 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Uzay Haftası (World Space Week) insanlığın uzaya doğru açılmasında dönüm noktaları olan iki önemli olaya işaret etmektedir:

    Bunlardan ilki; 04 Ekim 1957 – Dünyanın ilk yapay uydusu SPUTNIK I’in uzaya fırlatılması ve böylece uzay keşfinin yollarının açılmasıdır.

    İkincisi; 10 Ekim 1967 – Kısa adı ile “Uzay Antlaşması” olarak bilinen “Ay ve Gök Cisimleri Dahil Uzayın Keşfi ve Kullanımı için Devletlerin Faaliyetlerini Düzenleyen İlkeler Antlaşması’nın” yürürlüğe girmesidir.

    Herkese açık bir etkinlik olan Dünya Uzay Haftası (WSW) etkinliklerine, Okullar, Bilim Sanat Merkezleri, Özel Okullar, Kulüpler, eğitimciler hatta sadece bireyler katılabilir ve etkinlik organize edebilirler.

    Dünya Uzay Haftası, dünyada Birleşmiş Milletler tarafından World Space Week Association (WSWA)  ve birçok ülkeden çeşitli katılımcıların desteğiyle koordine edilmektedir. Bu konuyla ilgili bilgiler www.spaceweek.org sitesinde yer almaktadır.

    Dünya Uzay Haftası Kutlamalarındaki Hedefler

    •    İnsanlığı uzayın faydaları hakkında bilgilendirmek
    •    Uzayın sürdürülebilir ekonomik kalkınmada kullanımını teşvik etmek
    •    Uzay programlarına toplum desteğini göstermek
    •    Çocukları, yeni şeyler öğrenmeleri için heyecanlandırmak
    •    Uzayın keşfi ve uzay eğitimi alanlarında uluslararası işbirliklerini canlandırmak

    Dünya Uzay Haftası Neden 4-10 Ekimde?

    1999 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Uzay Haftası insanlığın uzaya doğru açılmasında dönüm noktaları olan iki önemli olaya işaret etmektedir:

    • 4 Ekim 1957 – Dünyanın ilk yapay uydusu SPUTNIK I'in uzaya fırlatılması ve böylece uzay keşfinin yollarının açılması,
    • 10 Ekim 1967 – Kısa adı ile "Uzay Antlaşması" olarak bilinen "Ay ve Gök Cisimleri Dahil Uzayın Keşfi ve Kullanımı için Devletlerin Faaliyetlerini Düzenleyen İlkeler Antlaşması'nın" yürürlüğe girmesidir.

    Bu nedenle her yıl 4-10 Ekim haftası Dünya çapında Dünya Uzay Haftası olarak kutlanır.

    Dünya Uzay Haftası Türkiye Etkinlikleri

    DÜNYA UZAY HAFTASI TÜRKİYE

    Dünyada, 66‘dan fazla ülkede, ulusal boyutta kutlanan Dünya Uzay Haftası, ülkemizde her yıl,  Türksat A.Ş. tarafından koordine edilmektedir.
    Dünya Uzay Haftası Türkiye Ulusal Koordinatörlüğü’nü üstlenen Türksat A.Ş., düzenleyeceği resmi etkinliklerle, Türkiye genelindeki organizasyon ve aktivitelere vereceği destekle, ülkemizde özellikle ilköğretim ve ortaöğretim  öğrencilerinin, ayrıca makro anlamda toplumun uzay konusunda bilgilendirilmesini ve yönlendirilmesini sağlamayı hedeflemektedir.

    Öğrencilerimizi uzay teması çerçevesinde, yeni şeyler öğrenmeleri ve geleceği şekillendirmeleri için heyecanlandırmak, bilimsel bazlı projelerini teşvik etmek, araştırma ve geliştirme yeteneklerini arttırmak ve uzaya olan ilgililerini ortaya çıkarmak Türksat A.Ş. ‘nin Dünya Uzay Haftası kapsamında gençlerimize yönelik olarak gerçekleştirmeyi planladığı etkinlik ve aktivitelerin temel hedefleridir.

    Bu hedefler ve Dünya Uzay Haftası’nın global amaçları kapsamında ülkemizde konuyla ilgili yapılacak çalışmaların koordinasyonunu sağlamak  için, Türksat A.Ş. Kurumsal İletişim Müdürlüğü çalışmalarını sürdürmektedir.

    Ülkemizde Dünya Uzay Haftası kapsamında gerçekleştirilecek olan programlara ilişkin “Öğretmen Aktivite Kılavuzu”, “Etkinlik Plan Formu” ve “Etkinlik Rapor Formu”na sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

    Dünya Uzay Haftası Türkiye etkinliklerine katılmak istiyorsanız tıklayınız!

    Kutlama için neler yapılabilir?

    Bir çok seçenek bulunmaktadır:

    • Çeşitli etkinlikler organize etmek,
    • Yapılan diğer etkinliklerin koordinasyonuna yardım etmek
    • Öğrencilerin ilgilerini uyandırabilecek şekilde eğitimcilerin çeşitli etkinlikler organize etmelerini teşvik etmek

    Yangından Korunma Haftası 25 Eylül-5 Ekim

    Ateşin denetimden çıkıp gittikçe büyümesine yangın denir. Yurdumuzda her 25 Eylülü izleyen hafta  Yangın Haftası olarak değerlendirilir. Hafta süresince çeşitli yayın organları ile halka, okullarda öğrencilere yangının zararları anlatılır. Korunma yolları ve alınması gereken önlemler belirtilir.

                    Yurdumuzda itfaiye örgütü kurulmadan önce Davud isimli biri Fransa'da gördüğü Didon denilen yangın tulumbasından esinlenerek, ilk yangın söndürme aracını yaptı. Tulumbayı taşıyan, yangını söndüren kişilere Tulumbacı denirdi. Her mahallenin tulumbacıları ayrı idi. Kentin bir yerinde yangın çıkınca, tulumbacılar, tulumbalarını sırtlarına alır, bağıra bağıra koşarak yangın yerine giderlerdi.

                    Ülkemizde ilk yangın söndürme örgütü 1914 yılında kuruldu. Yangın söndürme örgütüne İtfaiye, yangını söndüren görevlilere de İtfaiyeci denir.

                    Eskiden kentin yüksek bir binasının tepesinde ya da yangın gözlemek için özel olarak yapılmış bir kulede gözcü bulunurdu. Herhangi bir yerde çıkan yangını gözcüler, tulumbacılara bildirir, tulumbacılar da tulumbayı sırtlar, sokaklarda bağıra bağıra yangın yerine gelirler ve yangını söndürürlerdi.

                    Yangın söndürme görevi 25 Eylül 1923 tarihinde belediye hizmeti olarak kabul edildi. Bugün belediyelerde ve büyük endüstri kuruluşlarında itfaiye örgütü vardır.

                    İtfaiyenin yangın söndürmede kullandığı araçlar şunlardır: İçi su dolu tankerler, (arazöz), köpük depolanan ve püskürten aygıtlar, üstünde birbiri içine giren, açıldığında çok yükseklere uzanan merdiven bulunan taşıt araçları, kazma, kürek, ip, çengel, hortum ve benzerleridir.

                    Bilim ve tekniğin ilerlemesiyle motorlu araçlarda ve yapılarda itfaiye gelinceye dek kullanılan yangın söndürme tüpleri yapıldı. Yangın anında bu tüpleri kullanabilmemiz için, nasıl kullanıldığını ve nerede bulunduğunu bilmemiz gerekir.

    Yangın çıkar çıkmaz komşularımıza haber verip onların yangına karşı önlem almasını sağlarız. Böylece komşularımız yangından zarar görmemiş olurlar. Yangının söndürülmesinde de bize yardımcı olurlar.

                    Yangın çıktığında bu ilk girişimlerle birlikte, yangının çıktığı yeri, varsa itfaiye örgütüne bildirmemiz gerekir.

                    Yanma olayının nedeni, havada bulunan oksijendir. Yangın çıkar çıkmaz yakınımızda yangın söndürme tüpü varsa onu kullanarak ateşin üstünü köpükle kapatmalıyız. Tüp yoksa ateşi kum, halı, kilim, battaniye vb. ile örtüp hava almasını önlemeliyiz. Biz bu önlemleri almakla ateşin hava ile olan ilişkisini kesmiş oluruz. Böylelikle hava içinde bulunan oksijen ateşle birleşemez. Yangın olayı da sona erer.

                   

    Yangının Başlıca Nedenleri :

    ·         Yanan soba kapağının açık bırakılması,

    ·         Sigaranın söndürülmeden atılması,

    ·         Gaz lambası veya mumun yanık bırakılması,

    ·         Çıplak elektrik tellerinin birbirine değmesi,

    ·         Orman ve korularda yakılan ateşin iyice söndürülmeden bırakılması,

    ·         Kibrit ve ateşle oynanması,

    ·         Yanıcı, patlayıcı maddelerin bulundukları yerde sigara içilmesi,

    ·         Yanan kibritin yere atılması… gibi nedenlerdir.

     

    Dikkatsizlik yüzünden küçücük bir kıvılcımın başlattığı yangın bir mahalleyi yakar, kül eder. Orada

    yaşayanların ölmesi, yaralanması, evsiz kalması sonucunu doğurur. Ormanda çıkan yangın kısa sürede büyük orman alanlarını yok eder. Geriye verimsiz ve çorak topraklar kalır. İşyerlerinde, fabrikalarda, atölyelerde çıkan yangınlar binaların, makinelerin, tezgahların, fabrika depolarında bulunan malların yok olmasına ve çalışanların işsiz kalmasına neden olur.

                    Yangına karşı işyerleri, evler, eşyalar, ürünler sigorta ettirilmelidir. Bu durumda yangından zarar görenlerin zararları sigorta şirketlerince ödenir.

                    Yangınların çoğu dikkatsizlik sonucunda çıkmaktadır.

                    Bu hafta içinde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım. Yangın çıkmaması için dikkatli olalım. Gerekli önlemleri alalım.

     

    Yangından Korunma Haftası Açıklamalar

    YANGINDAN KORUNMA HAFTASI

    ( 25 Eylül gününü izleyen hafta )

     

                    Ateş ve ısı, insan hayatı için önemli bir ihtiyaçtır. Ateş kontrol altında kullanıldığında insanlara yardımcı olurken, kontrolden çıktığında çok büyük zarar verebilmektedir. İşte ateşin kontrolden çıkıp gittikçe büyümesine yangın denir. Yangın en tehlikeli felakettir. Önüne çıkanı yakar, kül eder. Siler, süpürür, ortadan kaldırır. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik yüzünden çıkan yangınlar, büyük zararlar doğurur. En küçük kıvılcımdan, korkunç yangınlar çıkar. Küçük bir odada çıkan yangın, önce eve yayılır, sonra komşu evlere, mahalleye ve kısa bir süre içinde de koskoca bir şehre yayılır. Kısa bir anda yüzlerce bina yanar, kül olur. Eşyalar, insanlar, hayvanlar yanar, yok olur. Büyük maddi - manevi zararlar meydana gelir. Hele orman yangınları daha çoktur. Ülkemizin milli serveti olan ormanlar yok olur.

    Yurdumuzda her 25 Eylülü izleyen hafta  Yangın Haftası olarak değerlendirilir. Hafta süresince çeşitli yayın organları ile halka, okullarda öğrencilere yangının zararları anlatılır. Öğrencilerin, bu konuda daha dikkatli olmaları istenir. Korunma yolları ve alınması gereken önlemler belirtilir. Yangından korunma yolları öğretilir. Herkese yangın hakkında bilgi verilir.

                    Yurdumuzda itfaiye örgütü kurulmadan önce Davud isimli biri Fransa'da gördüğü Didon denilen yangın tulumbasından esinlenerek, ilk yangın söndürme aracını yaptı. Tulumbayı taşıyan, yangını söndüren kişilere Tulumbacı denirdi. Her mahallenin tulumbacıları ayrı idi. Kentin bir yerinde yangın çıkınca, tulumbacılar, tulumbalarını sırtlarına alır, bağıra bağıra koşarak yangın yerine giderlerdi.

                    Ülkemizde ilk yangın söndürme örgütü 1914 yılında kuruldu. Yangın söndürme örgütüne İtfaiye, yangını söndüren görevlilere de İtfaiyeci denir.

                    Eskiden kentin yüksek bir binasının tepesinde ya da yangın gözlemek için özel olarak yapılmış bir kulede gözcü bulunurdu. Herhangi bir yerde çıkan yangını gözcüler, tulumbacılara bildirir, tulumbacılar da tulumbayı sırtlar, sokaklarda bağıra bağıra yangın yerine gelirler ve yangını söndürürlerdi.

                    Yangın söndürme görevi 25 Eylül 1923 tarihinde belediye hizmeti olarak kabul edildi. Bugün belediyelerde ve büyük endüstri kuruluşlarında itfaiye örgütü vardır.

                    İtfaiyenin yangın söndürmede kullandığı araçlar şunlardır: İçi su dolu tankerler, (arazöz), köpük depolanan ve püskürten aygıtlar, üstünde birbiri içine giren, açıldığında çok yükseklere uzanan merdiven bulunan taşıt araçları, kazma, kürek, ip, çengel, hortum ve benzerleridir.

                    Bilim ve tekniğin ilerlemesiyle motorlu araçlarda ve yapılarda itfaiye gelinceye dek kullanılan yangın söndürme tüpleri yapıldı. Yangın anında bu tüpleri kullanabilmemiz için, nasıl kullanıldığını ve nerede bulunduğunu bilmemiz gerekir.

    Yangın çıkar çıkmaz komşularımıza haber verip onların yangına karşı önlem almasını sağlarız. Böylece komşularımız yangından zarar görmemiş olurlar. Yangının söndürülmesinde de bize yardımcı olurlar.

                    Yangın çıktığında bu ilk girişimlerle birlikte, yangının çıktığı yeri, varsa itfaiye örgütüne bildirmemiz gerekir.

                    Yanma olayının nedeni, havada bulunan oksijendir. Yangın çıkar çıkmaz yakınımızda yangın söndürme tüpü varsa onu kullanarak ateşin üstünü köpükle kapatmalıyız. Tüp yoksa ateşi kum, halı, kilim, battaniye vb. ile örtüp hava almasını önlemeliyiz. Biz bu önlemleri almakla ateşin hava ile olan ilişkisini kesmiş oluruz. Böylelikle hava içinde bulunan oksijen ateşle birleşemez. Yangın olayı da sona erer.

                   

    Yangın dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar. Çocukların ateş ve kibritle oynamaları, insanların ormanların içinde gelişigüzel ateş yakmaları büyük yangınlara sebep olur. Küçücük bir kıvılcımın başlattığı yangın bir mahalleyi yakar, kül eder. Orada yaşayanların ölmesi, yaralanması, evsiz kalması sonucunu doğurur. Ormanda çıkan yangın kısa sürede büyük orman alanlarını yok eder. Geriye verimsiz ve çorak topraklar kalır. İşyerlerinde, fabrikalarda, atölyelerde çıkan yangınlar binaların, makinelerin, tezgahların, fabrika depolarında bulunan malların yok olmasına ve çalışanların işsiz kalmasına neden olur.

    Yangının meydana gelmesi ile evsiz, evlatsız, ormansız, ağaçsız, İşsiz, parasız ve malsız kalınır. Yangının sebebi biz isek ömür boyu vicdan azabı duyarız. Bütün bu zararları kendimize verdiğimiz gibi çevremize de vermiş oluruz. Çevrenin ağaçsız, çorak kalmasına, Oksijen deposu yeşilin yok olmasına neden oluruz.

                    Dışarılarda başıboş yanan ateşi toprak, kum örterek, su dökerek söndürmeliyiz. Her binada yangına karşı tedbir almalıyız. Binalarda kum ve su kapları, yangın baltaları, kazma ve kürek bulundurmalıyız. Yangın çıkınca, durumu hemen itfaiyeye bildirmeli, itfaiye gelene kadar yangının büyümesini, yayılmasını engellemeliyiz.

    Yangına karşı işyerleri, evler, eşyalar, ürünler sigorta ettirilmelidir. Bu durumda yangından zarar görenlerin zararları sigorta şirketlerince ödenir. 

                    Yangınların çoğu dikkatsizlik sonucunda çıkmaktadır.

                    Bu hafta içinde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım. Kendisinden ve çevresinden sorumlu insanlar olarak daha tedbirli olalım. Lütfen biraz dikkat ! Önlem almada gecikmeyelim. Sonunda üzen ve üzülen olmayalım.

    Yangından Korunma Haftası ile ilgili bilgiler

    Deprem, sel ve yangın gibi felaketler; insanların hem canına, hem malına zarar verirler.

                    Yangın en tehlikeli felakettir. Önüne çıkanı yakar, kül eder. Siler, süpürür, ortadan kaldırır. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik yüzünden çıkan yangınlar, büyük zararlar doğurur. En küçük kıvılcımdan, korkunç yangınlar çıkar. Küçük bir odada çıkan yangın, önce eve yayılır, sonra komşu evlere, mahalleye ve kısa bir süre içinde de koskoca bir şehre yayılır. Kısa bir anda yüzlerce bina yanar, kül olur. Eşyalar, insanlar, hayvanlar yanar, yok olur. Büyük maddi - manevi zararlar meydana gelir.

                    Hele orman yangınları daha çoktur. Ülkemizin milli serveti olan ormanlar yok olur. Okullarda, radyo ve televizyonlarda yangınla ilgili konuşmalar yapılır. Gazete ve dergilerde bu konuda yazılar yayımlanır. Yangının yaratacağı ve yarattığı zararlar halka anlatılır. Öğrencilerin, bu konuda daha dikkatli olmaları istenir. Yangından korunma yolları öğretilir. Herkese yangın hakkında bilgi verilir.

                    Yangın dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar. Çocukların ateş ve kibritle oynamaları, insanların ormanların içinde gelişigüzel ateş yakmaları büyük yangınlara sebep olur.

                    Yangından korunmak için ateşle oynamamalıyız. Yanmakta olan ocakta, mangalda ve sobada etrafa ateş parçaları düşürmemeliyiz. Yaktığımız kibriti söndürmeden atmamalıyız. Evde, okulda ve benzeri yerlerde elektrikle oynamamalıyız. Arıza yapar, yangına sebep olur.

                    Dışarılarda başıboş yanan ateşi toprak, kum örterek, su dökerek söndürmeliyiz. Her binada yangına karşı tedbir almalıyız. Binalarda kum ve su kapları, yangın baltaları, kazma ve kürek bulundurmalıyız. Yangın çıkınca, durumu hemen itfaiyeye bildirmeli, itfaiye gelene kadar yangının büyümesini, yayılmasını engellemeliyiz.

                    Yangından zarara uğrayanlara Kızılay yardım eder. Böyle bir felakete uğrayan kimselere, Kızılay'ın yardımını beklemeden herkes yardım etmelidir. Hele komşular daha önce yardıma koşmalıdır.

    Yangından Korunma Haftası ile ilgili güzel sözler

    * Yangın doğal felakettir.
    * Yangını dikkat önler.
    * Tedbir almak, yangını söndürmek kadar önemlidir.

    Yangından Korunma Haftası Şiirleri

    YANGIN VAR

     

    Çevrildi yüz on,

    Bir ses dedi: Çabuk yangın !

    Arazözler hazırlandı,

    Dan, dan dedi sesi çanın.

     

    Çatısından alev almış

    Eski bir köşk kavruluyor,

    Çatır, çatır çatırdayan

    Duvar, tavan devriliyor.

     

    Pencerede bir anne var,

    "Yavrum, yavrum", diye ağlar

    Çılgın gibi bağırırken,

    Yıkılır kalın duvarlar.

    Arazözler yetişince,

    Hortumlar, sıktı suyu,

    Harcandı hep birer birer,

    Sarnıç, depo, havuz, kuyu.

     

    Bir tarafta can pazarı,

    Her tarafı sarmış alev !

    Bir de genişlerse yangın

    Korku dolaşır ev ev.

     

    Yangın için dikkatli ol,

    Kibrit yakma, çakmak yakma.

    Tutuşturma kağıt mağıt,

    Karşısına geçip bakma.

     

    Bir kıvılcım yangın demek,

    Yangın ise bir felaket.

    Elde değil olmaması,

    İtfaiye var bereket.

     

    Mümtaz Zeki TAŞKIN

      
      YANGIN

    Ateşle oynamışlar,
    İki kardeş bir ara.
    Odalarını sarmış,
    Dumanlar kara kara.

    İtfaiye gelmiş de,
    Söndürmüş bu yangını.
    Tutuşan yuvaları
    Olmadan kül yığını.

    Bütün oyuncakları,
    Birer birer yanmışlar.
    Yavrucaklar korkudan,
    Düşünüp hastalanmışlar.

    Doktor ikisine de,
    Yetiştirmiş ilacı.
    Yangınlar ölüm gibi.
    Pek acıdır, pek acı.

    Tevfik ÖZBEN

    YANGIN

    Korkuludur ateş aman
    Sıçratmayın hiç bir zaman,
    Gözler bile görmez olur
    Kaplayınca kara duman

    Dikkatsizlik bunun başı
    Bırakmıyor dağı taşı
    Önlemezsem yakar geçer
    Hem kuruyu hem de yaşı.

    Kurtulmanın çıkar yolu
    Kovalarım suyla dolu
    İtfaiye çabuk gelir
    İşletirsem telefonu.

              A. AYAYDIN

     
     YANGIN

    Telefon yokken kentlerde,
    Yangın çıkınca bir yerde,
    Dumanı, ilk gören adam
    Seçerek yüksek bir dam:
    "Yangın vaar!" diye inlerdi.
    O, ne korkulu günlerdi
    Çoluk, çocuk, hoca, hacı,
    Bir o kadar tulumbacı,
    Takır takım koşarak,
    Yangın yerine giderdi.
    Çoğu kez onlar gelmeden,
    Yangın evi kül ederdi.
    İtfaiye kuruldu da
    Yangın derdi sona erdi.

    Mehmet Necati ÖNGAY
     
    KÜÇÜK İTFAİYECİ

     İpim, baltam belimde,
    Uzun kancam elimde.
    Borazanım dilimde,
    İtfaiyeciyim ben.

    Sarsa yangın bir evi,
    Görürüm ben o deyi.
    Söndürürüm alevi,
    İtfaiyeciyim ben.

    Merdivene çıkarım,
    Hortumla su sıkarım,
    Yanan yeri yıkarım,
    İtfaiyeciyim ben.

    Hakkı SUNAT


     YANGIN

     Çan çan sesleriyle doldu,
    Sokaklar, caddeler, evlerin önleri...
    Koşanlar, bağıranlar çoğaldı,
    Sular kapladı yerleri...

    Alevler bir bulut gibi,
    Sanki gökyüzünü deliyor,
    Merdivenden itfaiye eri,
    Bir çocukla iniyor.

    Haykıran , dövünen kadınlar;
    “Ah , yandı evim!” diye ağlıyor,
    Herkes üzüntülü, kederli,
    Sanki karalar bağlıyor.

    Dikkatli olmak yangını önler,
    Sakın ateşle oynamayın,
    Yangını haber vermeli itfaiyeye
    Yangın yerine çok sokulmayın.

               Ebru KÖKTÜRK


     YANGIN

     Bir küçük kıvılcım
    Alevleri hazırlar.
    Dikkatsizlik sonunda
    Çıkar bütün yangınlar

    Ateşte yemek kalmaz.
    Elektrikle oynama!
    Hep böyle yanlış işler,
    Neden olur yangına.

    Sönmeyen bir sigara,
    Zarar verir ormana.
    En büyük düşmanlıktır,
    Bu güzelim vatana.

    Yangın şakaya gelmez,
    Dikkat edin, çocuklar.
    Bir kıvılcım yüzünden,
    Yanabilir yuvalar.

              Hülya ÖZER
     
    YANGIN

     Yıkımların
    En kötüsüdür yangın
    Her şeyi bir anda
    Yakıp yok eder

    Bir anda
    Evsiz, barksız
    Anasız, babasız
    Bırakabilir çocukları

    Dalgınlığı bağışlamaz
    Sönmemiş bir sigara
    Açık bırakılmış gaz lambası
    Yeterlidir onun için.

    Bir anda yakabilir
    Kocaman ormanları

              Yalvaç URAL

     
     BİR EV YANIYORDU

     Bir ev yanıyordu,
    Bu ev tahtadandı
    Alev göğü sardı,
    Yükselen dumanlardı.

    Yanan yalnız tahta mı,
    Yalnız kararan gök mü?
    Anılar da gitti birlikte,
    Ne adı kaldı, ne damı.


    Orada doğan çocuklar vardı,
    Orada söylenen türküler,
    Anlatılan masallar yandı,
    Orada geçen günler yandı.

    (Tomurcuk Dergisinden)

     
     YANGIN

     Yangın var, yangın var!
    Mahallede yangın var!
    Herkeste bir koşuşma,
    Pencereye üşüşme!

    Alevler yükseliyor,
    Sanki göğü deliyor
    İtfaiye yetişti,
    Tulumba başa geçti.

    Hortumlardan fışkıran.
    Dalı, çomağı kıran
    Su, işi çabuk gördü,
    Ateşleri söndürdü.

           Tahsin BİLENGİLİN

    Yangının Meydana Gelmesinin Nedenleri

    Yangının Başlıca Nedenleri :

    ·         Yanan soba kapağının açık bırakılması,

    ·         Sigaranın söndürülmeden atılması,

    ·         Gaz lambası veya mumun yanık bırakılması,

    ·         Çıplak elektrik tellerinin birbirine değmesi,

    ·         Orman ve korularda, piknik yerlerinde yakılan ateşin iyice söndürülmeden bırakılması,

    ·         Kibrit ve ateşle oynanması,

    ·         Yanıcı, patlayıcı maddelerin bulundukları yerde sigara içilmesi,

    ·         Evde kullanılan ocağın açık unutulması,

    ·         Ev tüplerinin bağlanması sırasında yapılan hatalı bağlamalar,

    ·         Yanan kibritin yere atılması… gibi nedenlerdir. (Bu kurallara yeterince uyulmadığından sadece 1995 yılı içinde 4790 hektar orman yanıp kül olmuştur.)

     

    Kasım Ayı - Belirli Gün ve Haftalar

    Aralık Ayı - Belirli Gün ve Haftalar