Ünlü Kişiler, Büyük Şahsiyetler

Ünlü ŞahıslarYüzyıllar boyunca  kimine hayran kaldığımız kimine ise şaşırıp baktığımız yüzlerce şahsiyet gelip geçmiştir bu dünyadan.  Her birinin kendine özgü özellikleri, kiminin inanılması bile güç meziyetleri vardır.  Sizlere bu ünlü simalardan örnekler vermeye çalışacağız.

Ahmed Yüksel Özemre Kimdir?

Ahmed Yüksel Özemre
" İnsanın hayali,çoğu kere aklının önüne geçerek hemen hüküm verdirir insana.Bu isabetli bir tutum değildir! "
Türkiye’nin ilk atom mühendisi ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Eski Başkanı

Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre, 1935'de Üsküdar'da doğdu. 1954 yılında Galatasaray Lisesi'nden, 1957'de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümü'nden ve 1958'de de Fransa Nükleer Bilimler ve Teknoloji Millî Enstitüsü'nden mezun oldu. Türkiye'nin ilk Atom Mühendisi'dir. 1969 yılında profesör olan Özemre İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Teorik Fizik Kürsüsü ve Matematiksel Fizik Anabilim Dalı başkanlıklarını 11 yıl yürüttükten sonra 1984'de kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Ayrıca Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürü, İst.Üniv. Fen Fakültesi Dekanı, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Bilim Kurulu Üyesi, TÜBİTAK Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Merkezi kurucu kurul üyesi, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Danışmanı ve Nükleer Santral Proje Koordinatörü gibi görevlerin yanısıra Türkiye'yi NATO Bilim Komitesi'nde, OECD Nükleer Enerji Ajansı Yönetim Kurulu'nda, CERN (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) Konseyi'nde ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı nezdinde de yıllarca temsil etmiştir. 1998-2000 arasında Türkiye Elektrik Üretim Ve İletim A.Ş. nin Genel Müdürü'nün "Akkuyu Nükleer Santral İhâlesi" konusunda danışmanı olarak çalışmıştır.

Pozitif, sosyal ve dinî ilimler konularında 400 kadar makale ve raporu bulunan Prof. Özemre'nin hâlen üniversitelerimizde okutulan ve defalarca yeniden basılmış olan 12 cild ders kitabı yanında 40 cild kadar da genel kültür meselelerine ait kitapları ve tercümeleri vardır. Gebze Sanayici ve İşadamları Derneği (GESİAD) Prof. Özemre'ye 1993 yılı Türkiye'de Yılın "İlim Adamı" ödülünü vermiştir. Türkiye Yazarlar Birliği kendisini: 1996 yılında Üsküdar'da Bir Attâr Dükkânı (6 baskı) isimli eseriyle Hâtırat Dalı'nda ve 1998 yılında da Prof.Dr. Toshihiko İzutsu'dan çevirdiği İbn Arabî'nin Fusûs'undaki Anahtar-Kavramlar (3 baskı) başlıklı çevirisiyle Çeviri Dalı'nda "Yılın Sanatçısı" ödüllerine lâyık görmüştür. Üsküdar Belediyesi ise, Prof. Özemre'nin Üsküdar'a hizmetlerinden ötürü, 2002 yılında Çengelköy'de inşâ ettirdiği bir Kültür Merkezi'ne Ahmed Yüksel Özemre Kültür Merkezi adını vermiş bulunmaktadır. Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Almanca ve İspanyolca bilen Prof. Özemre evlidir; iki kızı ve bir de torunu vardır. Özemre, 25 Haziran 2008 tarihinde İstanbul’da vefat etti.

Ahmet Mithat Efendi Kimdir?

Ahmet Mithat Efendi
" Oğlum! Yalnız bir şeyi öğrenmeli, fakat mükemmel olarak! Yahut her şeyi öğrenmeli, bittabi nakıs olarak! "
Branşı:Türk yazar.

Kısaca Hayatı:Ahmet Mithat Efendi,Babasının ölümü üzerine çocuk yaşta çalışmaya başlamıştır. 1854 yılında ağabeyinin görevi dolayısıyla bulunduğu Vidin'e gitmiş ve orada başladığı öğrenimine Tophane Sübyan Mektebinde devam etmiştir. 1863 yılında Niş Rüştiyesini bitirerek Rusçuk'a bir devlet dairesine memur olarak atanmıştır. Çalıştığı dönemde Fransızcayı öğrenmiş ve bu nedenle Tuna Vâlisi Mithat Paşa'nın takdirini kazanmıştır. Bunun üzerine asıl adı olan Ahmet'in yanına Mithat da eklenerek, bu şekilde anılmaya başlanmıştır.

Yazarın Tuna gazetesinde yazıları yayınlanmıştır. 1869 yılında Mithat Paşa Bağdat Valiliği'ne atanınca o da onunla birlikte gitmiştir. Bağdat'ta hem gazete yönetmenliği yapmış hem de sanat okulu öğrencileri için ders kitabı hazırlamıştır. 1891 yılında ailevî sebeplerden dönmek zorunda kaldığı İstanbul'da kendi matbaahanesini kurmuş ve eserlerini basmıştır. Kendi bastığı eserlerinin yanısıra gazeterlerde de yazıları çıkmış ve 1873 yılında yazdığı yazılar nedeni ile Rodos'a sürülmüştür. Abdülaziz'in ölmesi üzerine İstanbul'a geri dönmüş ve saraya girerek vak'anüvislik görevine getirilmiştir.

Emekliliği sırasında Darülfünun'da öğretmenlik yapmış ve daha sonra Darüşşafaka'ya geçmiştir. Öğretmenlik görevi esnasında burada hayatını kaybetmiştir. Ahmet Mithat roman hikâye oyun gibi oldukça çeşitli türlerde eserler vermiştir.

 

Eserleri: Roman:Felatun Bey ile Rakım Efendi ,Çengi ,Acayib-i Alem ,Teehhül ,Firkat ,Esaret ,Yeniçerilerin Bozulma ve Kaldırılma Dönemleri ,Yeniçeriler ,Hasan Mellah Hüseyin Fellah ,Felsefe-i Zenan (mektup-roman formunda yazılmıştır.

Napolyon Dönemi Fransası :Cellat,Cinli Han ,Altın Işıklar

Hasan Sabbah Dönemi:Süleyman Musli

Türk-Yunan Savaşı Dönemi :Gönüllü

Bilimkurgu Romanı:Dünyaya İkinci Geliş

Biyografik Romanları:Voltaire Yirmi Yaşında,ebenle deden

İmparatorluğu oluşturan kavimlerle ilgili romanları:Çingene ,Karnaval ,Gürcü Kızı,Kafkas

Diğer Romanları:Hayret ,Şirzad

Oyun ve Öyküleri:Letaif-i Rivayat ,Yeryüzünde bir melek,Karı koca masalı ,Paris'te Bir Türk ,Karnaval,Henüz On Yedi Yaşında,Dürdane Hanım ,Esrar-ı Cinayet,Cellat ,Demir Bey ,Fenni Bir Roman ,Haydut Montari ,Taaffüf ,Gönüllü,Altın aşıkları,Mesail-i Muğlaka ,Jön Türk,Açıkbaş ,Hükm-i dil

Cahit Külebi Kimdir?

Cahit Külebi

" Aşk ta yeşeren otlara benzer,Günü saati bilinmez.Bakarım birgün hepsi solmuş,Dünya güzelim gider gitmez. "

20 Aralık 1917'de, Tokat'ın Zile ilçesinin Çeltek Köyü’nde doğdu. İlkokulu Niksar'da, liseyi Sivas'ta bitirdi. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Antalya Lisesi'nde, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda, Ankara Gazi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Milli Eğitim Müfettişi oldu. İsviçre’ye kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak atandı. Yurda dönünce Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği ve Kültür Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1972'de emekliye ayrıldı. 1983 yılına kadar Türk Dil Kurumu'nda çalıştı. 1976'dan sonraki dönemde Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı’ydı. Şair, 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara’da hayata gözlerini yumdu.

Halk şiirinden, türkülerden yararlanarak çağdaş bir şiir oluşturmuş, konu olarak yurt sevgisini, insan ve doğa sevgisini işlemiştir. Şiirlerinde çocukluğunun ve gençlik yıllarının geçtiği yörelerden izlenimlerini yansıtmıştır.

 

 

Şiirler

Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952)

Yeşeren Otlar (1954), 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü

Süt (1965)

Şiirler (1969)

Türk Mavisi (1973)

Sıkıntı ve Umut (1977)

Yangın (1980), Yeditepe Şiir Armağanı

Bütün Şiirleri (1982)

Güz Türküleri (1991)

Bütün Şiirleri (1997)

Güzel Yurdum (1996)

Zerdali ağacı

Kamyonlar Kavun Taşır

 

Anıları

İçi Sevda Dolu Yolculuk (1986)

Düz Yazıları [değiştir]

Şiir Her Zaman (1985)

Ecenin Günlüğü

 

Ödülleri

1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü Yeşeren Otlar ile

1981 Yeditepe Şiir Armağanı Yangın ile öldü

Eflatun Cem Güney Kimdir?

Eflatun Cem Güney
" Masallar insan ruhlarında yapılan gezilerdir. "
Güney, geleneksel halk hikayelerimizi ve masallarımızı derledi. Masallar yazdı. Bu nedenle adı Masalcı Baba olarak da bilinmektedir.

Anadolu'nun birçok yöresini öğretmenlik görevi sırasında tanıdı. Bu yörelerde yerel sanat dergilerinin çıkmasına ön ayak oldu.Danimarka'da bulunan Andersen Kurumu,Açıl Sofram Açıl adlı eseriyle ona 1956 yılında Dünya Çocuk Edebiyatı Onur Belgesi verdi. 1960 yılında Dede Korkut Masalları adlı kitabıyla bu ödülü tekrar kazandı.

Çocuk edebiyatımızın verimli yazarlarından Güney, birçok masalımızın günümüz Türkçe’siyle yeniden gün ışığına çıkarılmasında büyük rol oynadı.

ESERLERİ

 

•Halk Şiiri Antolojisi
•Dertli Kaval
•En Güzel Türk Masalları
•Halk Türküleri
•Bir Varmış Bir Yokmuş
•Nasrettin Hoca Fıkraları
•Evvel Zaman İçinde
•Dede Korkut Masalları
•Gökten Uç Elma Düştü
•Az Gittim Uz Gittim
•Folklor ve Eğitim
•Folklor ve Halk Edebiyatı

Fahrettin Razi Kimdir?

Fahrettin Razi
" Hayatım boyunca tecrübe etmişim.Ne zaman bir işte bir kimse Allah'ü Teala'dan başkasına itimat eylese,bu itimatı onun,bela,nimet,sıkıntı ve zorluk çekmesine sebep olur. "
Horasan’da yetişmiş, meşhur din ve fen âlimi. İsmi, Muhammed bin Ömer bin Hüseyin bin Hüseyin bin Ali et-Teymî el-Bekrî’dir. Künyesi Ebû Abdullah ve Ebü’l-Me’âlî, lakabı Fahrüddîn’dir. Allâme, Şeyhülislâm ve Fahr-i Râzî denilmiş, İbn-i Hatîb-ir-Rey (Rey Hatîbi’nin oğlu) diye tanınmıştır. Soyu Kureyş Kabîlesine ulaşır. Aslen Taberistanlıdır. 1149 (H.544) senesinde Rey şehrinde doğdu. 1209 (H.606) senesinde Herat’ta vefât etti.

Fahrüddîn-i Râzî, önce büyük bir âlim olan babası Ziyâüddîn Ömer’den ders aldı. Babası, Muhyissünne Muhammed Begavî’nin talebelerindendi. Râzî fen ilimlerini Necd-i Cîlî’den, fıkıh ilmini Kemâl Simnânî’den öğrendi. Bunlardan başka asrının büyük âlimleriyle görüştü ve onlardan ilim öğrendi. Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin sohbetinde bulunmak sûretiyle tasavvufta olgunlaştı.

Tahsilini bitirip, ilimde yüksek derecelere kavuştuktan sonra, bâzı seyâhatler yaptı. Harezm’de bozuk îtikâd sâhibi Mûtezileye mensup kimselerle münâzaralarda bulundu. Daha sonra Mâverâünnehr’e gitti. Buradan memleketine dönen Fahrüddîn-i Râzî, daha sonra Gazne’ye, oradan da Horasan’a gitti. İlimdeki yüksekliği sebebiyle, Sultân-ı Kebîr Alâüddîn Muhammed Harezmşâh’ın sevgi ve saygısını kazandı. Sultan sık sık onun ziyâretine giderdi. Bir müddet Herat’ta kalan Fahrüddîn-i Râzî, bozuk bir inanca sâhib olan Kerrâmiyye mensuplarının îtikatlarının yanlış olduğunu delilleriyle ispatladı.

Fahreddîn-i Râzî, yalnız Arabî ilimlerde değil, zamânın bütün ilimlerinde mütehassıs idi. Bu yüzden gittiği her yerde sultanların iltifâtını kazandı. Sultan Gıyâseddîn Gûrî onun için, Herat’ta bir medrese yaptırdı. Kerrâmiyye îtikâdında olan halk, sultânın ona olan iltifâtlarını çekemeyip fitneye sebeb olduklarından, buradan da ayrılmak zorunda kaldı ve gittiği her yerde ilimle meşgûl oldu. İlim ve irfâna susayanlar, âlimler, gittiği her yere peşinden gittiler.

Pekçok âlim yetiştiren Fahrüddîn-i Râzî 1209 (H.606) senesinde Heret’ta vefât etti.
Fahrüddîn-i Râzî hazretleri; tefsir, fıkıh, kelâm ve usûl-i fıkıh gibi dînî ilimlerde çok derin bir âlim olduğu gibi, edebî ilimler, matematik, kimyâ, astronomi, tıb gibi zamânın fen ilimlerinde de söz sâhibiydi. O zaman İslâm âleminde ortaya çıkan bid’atleri, yanlış îtikâd sâhiplerinin ve filozofların bozuk düşüncelerini en ince teferruâtına kadar araştırarak, onların bozuk ve yanlış olduğunu delilleriyle ispat etmiş, Müslümanları onların sapık ve yanlış sözlerine aldanmaktan kurtarmıştır.

Fahrüddîn-i Râzî de, İmâm- Gazâlî ve İmâm-ı Beydâvî gibi Ehl-i sünnet îtikâtında, yâni Eshâb-ı kirâmın ve onların talebelerinin yolundaydı. Bunların zamânında türeyen bid’at fırkaları ilm-i kelâma felsefeyi karıştırdılar. Hattâ, îmânlarının esâsını felsefe üzerine kurdular. Bu üç imâm, bozuk fırkalara karşı Ehl-i sünnet îtikâdını müdâfaa ederken ve onların sapık fikirlerini çürütürken, felsefecilere de geniş cevaplar verdiler. Onların bu cevapları, Ehl-i sünnet mezhebine felsefeyi karıştırmak olmayıp, kelâm ilmini, kendisine karıştırılmak istenen felsefî düşüncelerden temizlemektir.

Din ilimlerindeki otoritesi yanında, fen ilimlerinde özellikle fizik ve tabîat ilimleri sâhasında asrının bir tânesiydi. Bu ilim dallarının gelişmesinde büyük katkıları oldu. Fiziğin temel konularından olan hareket, sürat, zaman-mekân ve enerji konularını derinlemesine araştırdı. Aralarında sıkı münâsebet bulunduğunu belirtti. Kuvvetin, şiddet ve süre îtibârıyla arz ettiği farklılıkları gösterdi. Ağır bir cismin uzayda durabilmesi için kendi ağırlığına eşit bir kuvvete muhtac olduğunu ve bu kuvvet devâm ettiği sürece cismin uzayda durabileceğini delîllendirdi. Mekaniğin temellerinden olan birinci ve üçüncü hareket kânunlarını da, gâyet açık ve esaslı bir şekilde ortaya koydu. Ayrıca, ışık ve ses konularını da inceledi. Görme olayının ışık vâsıtasıyla gözde teşekkül ettiğini, renklerin de ışık sebebiyle meydana geldiklerini ve ışıksız cisimlerde herhangi bir rengin mevcud olamayacağını söyledi. Ona göre suda dalgalanma olduğu gibi, havada da dalgalanma meydana gelmekte; bundan da ses ortaya çıkmaktadır.

 

Hasan Nail Canat Kimdir?

Hasan Nail canat

" Ben sözümü sahnede söledim. "

1944 yılında Kayseri'de doğdu. İlk ve orta öğrenim'ini Kayseri'de yaptı. Mahalli gazetelerde yazı ve şiirler yayımlayıp ilk şiir kitabını çıkardıktan sonra tiyatro çalışmalarına yöneldi. Kurduğu tiyatrolarla Anadolu'yu dolaştı. Hilal Tiyatrosu'nu kurup kendi yazdığı Moskof Sehbası (1969), Dilsiz Şeytan (1982) ve Günahkar Baba (1974) oyunlarını yönetti, kendisi de bu oyunlarda oyuncu olarak görev aldı.

1980'den sonra bir yandan da romanlar yazdı. Önce Geceoyuncuları Topluluğu'nu kurdu. Sonra bu topluluktan ayrılan Ulvi Alacakaptan ile Birlik Sanat'ın kurucuları arasında yer aldı. Bazı film ve dizi filimlerde rol aldı.

ESERLERİ
Oyun:
Moskof Sehbası, Günahkar Baba, Dilsiz Şeytan…

Roman:
Bir Küçük Osmancık Vardı, Nur Dağındaki Çocuk, Yaralı Serçe, Günahkar Baba, Yasemin, Bir Avuç Ateş.

Malcolm X Kimdir?

Malcolm X

" Gelecek,bugünden onu için hazırlananlara aittir. "

 

Malcolm X (Malcolm Little ve daha sonrasında El Hac Malik el-Şahbaz) ABD’li siyaset adamı, mücahit ve siyah hakları savunucusudur. 1952'de Malcolm X adıyla Black Muslims hareketine girdi. Elijah Muhammad'ın yolunu izledi ve ona ABD içinde tümüyle bağımsız olacak bir siyah cumhuriyetinin kurulması fikrini benimsetti. Ancak Mart 1964'de iki önderin arası açıldı; Malcolm X, Afrika - Amerika Birliği örgütünü kurdu ve 1964'de Afrika ile Ortadoğu'ya (Mekke'de hac için bulundu) iki gezi yaptı. Dönüşünden kısa bir süre sonra da öldürüldü.

 

Massachusetts'in siyah mahallesinde ilköğrenimini bitirir. Çok istemesine rağmen, üniversiteye gidemeyince, küçük yaşta çalışmak zorunda kalır. Michigan ve Boston derken, kendini birden Harlem'de bulur. Bir siyah olarak, kendisine dayatılan yaşama biçimi, onu sonunda hapishaneye düşürür. Üniversiteyi Harlem sokaklarında tamamladığını ve doktora tezini de hapishanede hazırladığını uzun uzun anlatır. O okuma açlığını hapishanede giderir. Doymak bilmez bir istekle hapishane kütüphanesindeki kitapları tek tek okur. Hapishane yılları için: "Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gidebileceği en iyi yer, bana sorulursa, üniversiteden sonra hapishanedir" diyerek, hiç kimsenin çaresiz ve çözümsüz olmadığını vurgular.

 

O, yedi yıllık “hapishane eğitiminden” sonra, başka bir Malcolm X olarak Harlem’e geri döner. Hapisten önce bir sokak serserisiyken, şimdi Amerika’da büyük bir hızla gelişen İslam’ın etkili ve ateşli bir temsilcisidir. .

 

Malcolm Little olan soyadını Harlem’de X olarak değiştirir. Yeni soyadı, onun Afrikalı atalarının artık kendisi başta olmak üzere, kimse tarafından bilinmediğinin simgesidir. Elijah Muhammed'in öncülüğünü yaptığı "Siyah Müslümanlar Hareketi" Malcolm X’le birlikte daha da kuvvet kazanarak yayılmaktadır. Artık Malcolm, Elijah Muhammed’in baş kurmayıdır. Fakat Elijah Muhammed'in zina yapmasına karşı çıkması, daha sonra da Elijah Muhammed’in, Malcolm'a, Başkan Kennedy'nin öldürülmesi hakkındaki yetkisiz ve iğneleyici sözlerinden ötürü sessiz kalmasını emretmesi, Malcolm’un kendi hareketi içinde izole edilmesine sebep olur.

 

Gerçek İslam'ın Elijah'tan çok uzak olduğunu biliyordu. Ancak İslam'ı bütün incelikleriyle kavrayabilmek ırk, renk ve dil ayrımı yapmadığını görebilmek için Hac’a gitmesi gerekiyordu. O Amerika'da bildiği İslam'la, Hac'da Mekke'de gördüğü İslam arasında dağlar kadar fark olduğunu anlayınca, X olan soyadını

El Şahbaz'a çevirdi. Çünkü o “gözleri mavinin en mavisi, saçları sarının en sarısı insanlarla aynı tabaktan yemek yemiş, aynı saflarda omuz omuza namaz” kılmıştı.

 

Başlangıçta, ilk siyah müslüman hareketinin öncüsü Elijah Muhammed'in bağlısı olarak ırkçı düşünceler taşıyorken, Hac dolayısıyla İslam dünyasına yaptığı bu gezi onu bu düşüncelerden döndürdü. Artık kendisini İslam'ın sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı evrensel mesajını tüm dünyaya iletmeye adamıştı. Bu amacını kitleler çapında gerçekleştirmeye çalıştığı toplantılarından birinde suikasta uğrayıp, 21 Şubat 1965'de öldürüldü.

 

Malcolm X isimli filmi ile yaşamı çarpıcı bir şekilde ortaya konmuştur.

Mevlana Celaladdin Rumi Kimdir?

Mevlana Celalettin Rumi " Dünle beraber gitti cancağızım;Ne kadar söz varsa düne ait,şimdi yeni şeyler sölemek lazım. " Mevlânâ Celaleddin-i Belhi Rumi (Mevlana Celal-ed-Din Muhammed Rumi; d. 1207 - ö. 1273), İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Fars[1][2](Bazı araştırmacının iddialarına göre Tacik)[3] kökenli şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür.

Mevlânâ bugünkü Afganistan'da bulunan Belh'te doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harzemşahlar hanedanından Türk prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.[4] Babası, Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Babasına Sultânü'l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır.[5]

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (Rumi adı, Anadolu'ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu'ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); "Efendimiz" manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir), dönemin İslam kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Bilginler Sultanı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O'na hizmet etmiştir.

 

Eserleri:

Mesnevi

Divan-ı Kebir (Büyük Divan)

Fihi Ma-Fih

Mecalis-i Seb'a (Mevlana'nın 7 vaazı)

Mektubat (Mektuplar)

Sezai Karakoç Kimdir?

Sezai Karakoç
" Sen bana yeni yılsın her dakika,her dakika bir yaşıma daha giriyorum. "
1933’de Diyarbakır/Ergani’de doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Maraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayımlayan Sezai Karakoç, mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayımladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayımlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayımlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 Diriliş Partisi’ni kuran Sezai Karakoç, 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü.

ESERLERİ
Şiir Kitapları: Körfez,Şahdamar,Hızırla Kırk Saat,Sesler,Taha’nın Kitabı,Gül Muştusu,Zamana Adanmış Sözler,Leyla ile Mecnun, Mona Rosa.

Araştırma ve Fikir Kitapları: Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif, İslam’ın dirilişi, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Ölümden Sonra Kalkış, Mağara ve Işık.

Hikaye Kitapları:Hikayeler I - Meydan Ortaya Çıktığında (1978), Hikayeler II - Portreler (1982)

 

İbni Arabi Kimdir?

İbni Arabi
 " Her doğru sözü gelişi güzel söylemekle yükümlü değiliz. "
 Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mürsiye (Murcia), İspanya’da doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı. Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de, kutupların büyüklerinden sayılır..

İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı. Çocuk yaşlarında 'Ahmed İbnu’l-Esirî' adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu. İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilmiş her sahada ve özellikle tasavvufî marifetler sahasında hiçbir şey bilmezken ve bu hususta hiçbir kitap da okumadan, keşif ve keramet yoluyla birçok şeylere muttali olarak halvetten çıktı.

Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı. Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü. 1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü. Bu görüşmeyi eserinde anlatır. Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır. 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı.

Bu senelerde 'Şekkaz' isminde bir şeyh'le tanıştı. Bu zat küçük yaşlardan itibaren ibadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir. Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti. 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de 'Lahmî' isimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı.

1184-1185'de 'Ureynî' isimli bir şeyh’le tanıştı. Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler. 'Ureynî', Ubudiyet [kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllar'da 'Martili' adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti. Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu. Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, 'Ureynî'’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Bizim ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermiştir’ dedi.

Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti. Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti. Çok iyi bir kimseyle evliydi. Yüzü o kadar güzeldi ki, İbn Arabi onun yüzüne bakmaktan utanırdı.

1189'da Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılardı. İbadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayakları şişerdi.

Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalandı. Okuma kabiliyyet'ini kaybetti. 2 Yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı. Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü. Aynı yıl Tlemsen’e geldi. Burada Ebu Medyen (ö.594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır.

1196'da Fas’a gitti. Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı. 1198'de tekrar Endülüs’e geçti. Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler. 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti. Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti. Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve "Ruhu’l-Quds", "Tacu'r-Rasul" adlı eserler'ini yazdı.

1204'de Medine, Musul, Bağdad'da bulundu. Musul'da, "et-Tenezzülatu'l-Musuliyye" yi yazdı. Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevi’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken "Risaletü’l-Envar" ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Sonra Mısır’a geçti; tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Mekke'de el-Futuhatu'l-Mekkiyye, Fusus'u rüya'da gördüğü Peygamber'in emriyle ve O'nun istediği şekilde yazdığını, bu eserin önsöz'ünde belirtir. "Veliler bilgilerini, peygambere vahyi getiren meleğin aldığı kaynaktan almaktadırlar." Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi. 617 de Şam’a yerleşti. Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı. 638 de 22 R.Evvel’de (1239) Şam'da öldü. Kabri Şam şehri dışında Kasiyun Dağı eteğindedir. 1500'lerin başında Sultan Selim, Şam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi. Medfun bulunduğu türbenin kubbesinde -İbn Arabi'nin kendisine ait olduğu iddia edilen- 'bütün yüzyıllar yetişdirdikleri büyük insanlarla tanınır, benden sonraki yüzyıllar benimle anılacak' mealindeki bir beyit yazılıdır.